Türkmenistan'da Sovyet Yönetimi - Tarihi Havadis

Türkmenistan'da Sovyet Yönetimi

TÜRKMENİSTAN’DA SOVYET YÖNETİMİ

Mahmut SAYILGAN

Özet
13 Mayıs 1925’te Türkmenistan’ın Sovyetlerin bir parçası olarak kabul edilmesiyle birlikte, ülkede Sovyet baskısı uygulanmış; dil, din, kültür, eğitim, yönetim alanlarında çeşitli değişiklikler ve diretmeler uygulanmıştır. Şüphesiz Sovyetlerin amacı diğer Türk Cumhuriyetlerinde de amaçladığı gibi Türkmenlere benliklerini unutturmaya çalışarak Türk birliğini bozmaktır. Bu çalışmada, uygulanan baskı rejimi, Sovyetlerin olumlu ve olumsuz yönleri de gözetilerek ele alınmıştır.
Anahtar Kelimeler: Türkmenistan, Sovyetler, Türkmenistan Komünist Partisi, Kültür.
Kısaltmalar: SSCB: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
           
Giriş
27 Ekim 1924’te Ruslar, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan Cumhuriyetlerini kurarak, Türkistan’ı beş ayrı Cumhuriyet halinde Sovyet merkezine bağladılar[1]. Türkmenistan Komünist Partisi kurulmuş ve delegelerin kararıyla 13 Mayıs 1925’te Türkmenistan’ın Sovyetler Birliği’nin resmi bir parçası olduğu ilan edilmiştir[2]. Partide bulunan Türkmenistan ileri gelenleri, Türkmenistan’ı tamamen Moskova’nın kontrolüne sokmaktan kaçındılar. Bu tutuma bürünmelerinin bir sebebi, Cüneyd Han ile Oraz Serdar’ın halk desteği ile Türkmenistan’ın bağımsızlık mücadelesini devam ettiriyor olmasıydı. Türkmen liderlerin bu tutumu Sovyet Komünist Partisi liderlerinin hoşuna gitmedi ve Türkmenistan Yüksek Sovyeti’nin başkanı Nedirbay Aytakov ile Başbakan Gaygısız Atabay’ı vazifelerinden azlederek diğer vatansever aydınlarla birlikte 1937 yılında sürgüne gönderdi.
Sovyetlerin bu baskısı II. Dünya Savaşı ve sonrasında da devam etti(1948). Türkmenler Sovyetleştirilmeye karşı direndi ancak birçok zayiat verdi. Binlerce Türkmen hayatını kaybetti, on binlerce hayvan telef oldu.
1950’li yıllarda Sovyetler, ülkede milliyetçi akımlara karşı savaşırken buna karşın Türkmenistan Komünist Partisi yöneticileri, ülkenin idari yönden Sovyet kontrolüne geçmesini önlemeye çalışıyordu. Bu sebepten parti yöneticileri olan Birinci Sekreter Suhan Babayev ile Merkez Komitesi Kültür ve İdeoloji Dairesi Başkanı Nurjemal Durdiyeva, arkadaşları ile birlikte burjuva milliyetçiliği yapmakla suçlandı ve partiden atıldı.
Türkmenistan’da Sovyetleştirme hareketleri 1960-1970 yılları arasında da tüm hızıyla devam etti. Türkmen Partisi’nin başına Moskova’ya sadık kişilerin gelmesini sağladılar. Türkmenistan’ı Moskova namına idare etmeye çalıştılar. Sovyetlerin, Sovyetleştirme politikası çerçevesinde Türkmen partisinin başına getirdiği Muhammednazar Gapurov, başkanlık yaptığı dönemde aydınları ve gençleri milliyetçi düşüncelerinden vazgeçirmeye çalışmıştı. Buna uymayanları da takibe almıştır. Ateist bir eğitim sistemini Türkmenistan’a yerleştirmek için uğraştı, kendine muhalif yazılar yazan şairleri tutuklattı[3]. Gapurov’un bu siyasetinin Türkmenler için ne kadar zararlı olacağını anlatan bir rapor neşrettiği için, şair Annasultan Kekilova, zorla akıl hastanesine yatırıldı. Halkın büyük tepkisi neticesinde Kekilova serbest bırakılmış ve kızgın bir anında yazdığını ifade eden bir açıklama yaptırılmıştır.
1970 sonları ile 1980 başları arası parti yöneticileri için daha hareketli geçmiştir. Halkın milli duygularından, örf ve adetlerinden vazgeçmemesi, particilere politikasını değiştirmek zorunda bırakmıştır. Moskova’nın emirlerini uyguluyor havasında olup, halkı biraz daha serbest bırakmışlardır. Ayrıca ateist eğitim hususunda uygulamalara devam edilmiştir.
a-      Sovyetleştirmeye karşı Türkmenlerin gösterdiği tepkilerden örnekler:
Türkmenleri ayakta tutan nokta vatanlarına duydukları sevgi, dini ve milli örf ve adetlerine karşı bağlılıklarıdır. Ailelerini dışarıya kapalı tutmuş, kadınlarının ağır işlerde çalışmasına müsaade etmemişlerdir. Böylelikle aile hayatını kuvvetli tutmuş ve Sovyetleştirmeye karşı daha dayanıklı durmuşlardır. Komünist yöneticiler, Türkmen aile hayatının Sovyetleştirmeye karşı başarılı direncini şu sözlerle itiraf etmişlerdir: “Eski derebeylik adetlerini devam ettirenler arasında bir çok komünist, ilim adamları, öğretmenler ve profesörler vardır. Bunlardan bazıları bu sebeple vazifelerinden atılmışlardır. Türkmenistan aydınları arasında eski kalıntı ve gelenekleri devam ettirmeye çalışanları gösteren daha pek çok örnek vermek mümkündür”[4].
Türkmenlerin bu vatan sevgisi her ne kadar Sovyet baskısı altında olsa da mümkün olduğunca milli şuuru ayakta tutmayı başarmışlardır.
b-     Moskova’nın, Türk Halklarını Sovyetleştirme çabaları;
Sovyetler istedikleri sistemi kurduktan sonra, önce demokratça bir havaya girmeye çalışmışlardır. Dünyanın başka yerlerinde toplanan Müslüman kongrelerine, sözde muhtar olan Türkistan Cumhuriyetlerinin de katılabileceklerini göstermek için, kendi adamlarını göndermeye başladılar. Bu tür kongreler için kullandıkları adamlarını Mısır ve Yemen gibi ülkelerde eğitiyorlardı. Amaçları diğer İslam ülkelerine de açılmaktı. SSCB’de İslamiyet’in serbest olduğunu göstermeye çalışıyordu.
Türkmenlerin çektiği çileyi İslam ülkelerinin görmezden gelmesi, Rusya’yı daha cesur hareket etmeye itmiştir.
Malezya ve Endonezya Müslüman heyetlerinin Türkistan ziyaretleri sırasında gördüğü bu tablo karşısında şaşkına dönmüşler, bu heyet protesto mahiyetinde Sovyetler Birliği’ni terk etmişlerdir. Endonezya Müslümanları, ülkelerine dönüşte “Encümen-i Azad-ı Türkistan” adlı bir cemiyet kurarak Türkistan Müslümanlarını kurtarma kampanyasına başlasalar da başarılı olamamışlardır.
Sovyetler, sanki Türkistan Müslümanları SSCB’deki İslami hayattan memnunlarmış gibi kitaplar ve dergiler yazdırmaya başladılar. Ancak bu dergiyi Türkistanlı Müslümanlar görememiştir bile. Dışa yönelik basılmıştır. Böyle sempatik görünmeye çalışsalar da Sovyetlerin İslam politikası bambaşkadır. İslamiyet her haliyle yasaklayıp, “İslamiyet gericiliğin simgesidir” sloganıyla geziyorlardı.
Sovyetler sadece dini değil, dil ve kültürü de yok etmeye çalışmıştır. Bu da Türkler için büyük tehlike arz etmekteydi.
Sovyetler, Türkleri parçalama, yok etme siyasetlerini uzun vadeli bir planla şöyle uygulamaya başlamıştır;
Dil Alanındaki Yozlaştırma Çalışmaları
Gaspıralı İsmail Bey, Türk lehçelerindeki farklılıkları kaldırarak ortak bir dil oluşturmaya çalışmış ve başarılı olmuştur. Ancak Sovyetler, Nikolay İlminski’nin metodundan faydalanarak Türk lehçelerinin arasındaki farklılıkları çoğaltarak hepsine ayrı birer dil gibi kullanmalarını istedi. Bu politika kurnazca işlenmiş ve Türk Cumhuriyetlerine kendi lehçesini ayrı bir dil gibi kullandırtmışlardır. Böylece Türkler arasındaki dil ve kültür birliğini bozmak istemişlerdir.
          Türkistan’da Türkler Arap alfabesiyle okuyup yazıyorlardı. 1924’te hazırlattıkları bir projeyle Türkler için Kiril harfleriyle karışık bir Latin harfleri sistemini uygulamaya başladılar. Aynı alfabenin bazı noktalarının birbirinden farklı dikkat etmişlerdir. Ancak Türkiye’nin kullandığı Latin harfleriyle biraz farklı olsa da, Türkmenistan’daki Türkiye Türklerinin nüfusunun artmasını sağlamıştır. Bu da Rusya’yı tedirgin etmiştir. Sonuç olarak II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Türkistan ülkelerine Latin harflerini yasaklamış, birbirinden farklı Kiril alfabesi kullanmayı zorunlu kılmıştır.
İlk önce Rusya’nın, sonra SSCB’nin idaresi altına gelen Türkmenistan’ı yönetmek için, buraya Rus dili yerleştirilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte bu iş gerçekleştirilince, Türkmenleri kendi dillerinde yönetmek amacı ile Türkmen dili araştırılmaya başlanmıştır. Sovyetler devrinde, 1927 yılında Türkmen dili SSCB'nin devlet dili ilân edilir, kanunlar Türkmen dilinde yapılmaya başlanır[5]. Avrupalıların Türkmen dilini öğrenmeleri için çalışmalar hazırlanır. Lakin 1930’lu yıllarda bu iş durdurulup, Türkmence Kiril harfleri ile yazılmaya başlanır. Daha sonra ise yüksekokullarda Rus dilinde eğitim verilir. Ortaokullarda, çocuk bahçelerinde, özellikle de Şehirlerde Rus dilinin okutulması moda olur. Bu ise Türkmen halkının Türkmen diline değer vermemesine sebep olur.
Dilbilimine mahsus olmayan “dillerin zenginleşmesi” sloganı altında Türkmen dilinin sözlük temeline darbe vurulur. O, kendine ait malzemelerinin gelişmesi imkânından mahrum edilmek istenir.
Bununla birlikte Sovyet siyaseti kendine bunu amaç edinmese de, Türkmen dilinin bilim alanında, çoğunlukla da haberleşme araçlarında, edebiyatta, millî geleneklerde kullanılması ile ilgili olarak, Türkmen edebî dili ve onun söyleyiş yöntemleri belli derecede gelişmiştir. Ortaokullar için okul kitaplarının çoğu Türkmen diline tercüme edildi. Bu kitaplarda tercüme edilmeden kalan kimi Rusça terimler günümüzde yavaş yavaş millîleştiriliyor.
XX. yüzyılın 50’li yıllarından itibaren, Rus diline verilen önem neticesinde, başkentte ve de şehirlerde Rus dilinde okutulan okullar çoğaldı. Kendileri ve nesillerinin geleceğinden kaygılananlar Türkmen dilinde eğitim almaktan kendilerini mahrum ettiler. Türkmen konuşma dili Rusça kelimelerle doldu. Bu ise Türkmen dilinin mertebesini düşürüp, yerini daralttı. Türkmen diline önem vermeyi, yüksekokullarda Türkmen dilinde eğitim vermeyi teklif edenler sert bir şekilde cezalandırıldı.
          Türkistanlı ve Azerbaycanlı dil bilginleri, eski müşterek dilin devam etmesi için kongreler düzenledi. Ruslar bunlara tepki göstererek “gerici” damgası vurdu. Bununla yetinmeyip bütün okullarda Rusça öğrenimini mecburi tuttular.
          Bu baskılara bir müddet sonra Türk aydınları bilinçli bir mücadele başlattılar. Cengiz Aytmatov ve Olcas Süleymanov gibi edip ve şairlerin önderliğinde yapılan mücadele bugün iyi bir seviyeye ulaşmıştır.
          Kültür Alanındaki Yozlaştırma Çalışmaları
          Edebiyatta milli ruhu diriltecek eserler yasak edildi. “Büyük Kardeş” Rus milletinin, Rus olmayan milletlere iyilik ve yardımlarının ele alınması ve büyük oranda Rus ediplerden yapılacak tercümelerin yayılması yoluna gitti.
          Sovyetler, 1928’de Türkmenler arasında İslamiyet’in varlığını ortadan kaldırmak için bir din karşıtı kampanyası başlatmıştır. Bu belki de, Orta Asya’daki en büyük din karşıtı kampanyaydı. Bu kampanya 1941’in başına kadar devam etti. Bu baskılar sonucunda resmî İslam gücünü kaybetti ve gayri resmî İslami hareketler etkilerini ve güçlerini arttırdılar.
          Sovyetler İslamiyet’in Doğu Türklerine zarar verdiğini ve gerici olmalarına sebep olduğunu söyledi. Sistematik bir şekilde camii ve mescitleri tahrip etmiş, vakıfları devletleştirmiş, mektep ve medreseleri kapatmış, ileri gelen din adamlarını hapis ve sürgün etmiştir. Bazı din adamlarına da zorla İslam’ı kötüleyen yazılar yazdırdılar.
          Türkistan, Azerbaycan, Kırım ve Tataristan’da bulunan 26.261 caminin 26.000’i kapatılmış veya yıkılmıştır[6]. Geri kalan camiler ise göstermelik olarak açık tutulmuş, ancak Türklerin burada ibadet yapması pek de mümkün olmamıştır. 1979’da, 4 cami ve en çok 30 imam vardı[7]
          Dini eğitim de yasaklandı. Sovyetler çıkardıkları kanunla ateist eğitimini zorunlu kıldı.
          Sovyetler bunlar yetmiyormuş gibi daha da ileriye giderek tüm Türkçe yazılmış eserleri yok etmeye kalkıştı. Bunun üzerine Azerbaycan ve Türkistan Cumhuriyetlerinde, ortak kültür adamları üzerine çalışmalara hızla yöneldi. Azerbaycan’da “Dede Korkut”, Kazaklarda “Manas” ve Türkistan’daki diğer Türk Cumhuriyetlerinde Ali Şîr Nevâî, Uluğ Bey, Ahmed Yesevî ve Mahdum Kulu gibi şahsiyetlerin hayat ve eserleri üzerinde sayısız araştırmalar yapılmaya başlandı. Bu hareket, çok geçmeden Türk Cumhuriyetlerinin başında bulunan Komünist idareciler tarafından da desteklenmeye başlandı.
          Milliyet Duygusunu Yok Etme Çabaları
          En başta mübadele sistemini uyguladılar. Yüzbinlerce Türk işçisini Azerbaycan ve Türkistan’dan alıp Sovyetlerin diğer bölgelerine, yine yüzbinlerce Rus ve Rus olmayan başka işçileri Azerbaycan ve Türkistan’a göndermiştir. Bunun amacı Rus olmayan milletleri kaynaştırarak Türklük duygularının bitmesini sağlamaktı. Zira bu politika az da olsa etkili olmuştur. Ancak yine de Türklerin milliyet duygularının canlılıkla yaşadığı görülmektedir.
          Rus Olmayan Milletlerin Tarihi Geçmişlerini Tahrif Yolu
          Sovyetler yaptığı işgali ve baskıyı dışa şirin göstermeye çalışmıştır. Türkler gönüllüymüş gibi bir tablo çıkarmaya çalıştılar. Rus tarihçiler buraya barışı, adaleti, huzuru getirdiklerini; kalkınmaları, ileri gitmeleri için Rus işgalinin faydalı olduğunu söylediler.
          Komünist Partisi’nin hazırladığı yeni tarih yazımında milletlerin özel tarihi gelişimini anlatması yasaklandı. Rus milletinden uzaklaştıracak yazılar yerine aksine yakınlaştıracak yazılar yazılması için uğraştılar.
          Günümüzde Rus olmayan her millet milliyetini, kültürünü, dinini ve dilini açıkça savunabilmektedir.
          SSCB’nin yaşadığı gelişmelerden istifade ile koparılan kültür birliğini yeniden sağlamak için Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tataristan ile kültürel ve ticari anlaşmaların imzalanması, sosyo-ekonomik açından önemlidir.
c-        Sovyet Döneminde Ekonomik, Eğitim ve Kültürel Hayat;
          Sovyetler Birliği döneminde Türkmenistan’da petrol, doğalgaz ve pamuğun işletilmesine dayanan bir ekonomi hâkimdi[8]. Sovyetler ihtiyaç duyduğu pamuğu yetiştirmek amacıyla büyük bir kısmı çöl olan Türkmenistan’a Karakum kanalını açtı. Pamuk üretimi tarımsal faaliyetler içerisinde en önemli paya sahiptir. Türkmenistan Özbekistan’dan sonra eski Sovyetler Birliği döneminde en büyük ikinci pamuk üreticisi ülke durumundaydı[9].  Pamukların tamamını Moskova kullanıyordu. Ancak günümüzde bu kanalın suladığı topraklardan Türkmenistan faydalanıyor.
          Sovyet yönetiminde her ne kadar ateist bir eğitim sistemi uygulasa da Türkmenistan eğitim sistemi hızla ilerlemiştir. Eğitim hayatında gelişme sağlanması kültürün gelişmesine de yardımcı olmuştur. Bugün bilim, sanat ve kültür alanında yetişmiş çok sayıda Türkmen vardır. Bu da eğitim sisteminin gelişmesiyle meydana gelmiştir.
            Sonuç                                                       
          Sovyetlerin yıllarca uyguladığı baskı ve zulüm sonucu hem siyasi hem de ekonomik açıdan Türklere zarar vermiştir. Bir millet teknolojik üstünlükle yıkılamaz. Ancak ülkede herkes kendi menfaatine düşer, birlikten yoksun kalırsa ancak öyle yıkılabilir. Türkmen halkı bu yüzden Sovyetlere karşı biraz da olsa kendini korumayı başardı. Günümüzde dinini tam anlamıyla yaşayanların büyük çoğunluğu ihtiyarlar olsa da, genç nesil tarih sayfalarında gezerek tekrar dinine ve milletine bağlı nesil olma yolunda çalışacaktır.
          Mübadele sistemi uygulanarak Rus ve Türkmen halkını kaynaştırmış, Türkmen işçilere Rusya’da çalışma kolaylığı sağlamışlardır. Böylelikle günümüzdeki Türkmen gençlerin Rusları sevmesini sağladılar.
          Sovyetlerin Türkmenlere faydalı olduğu bazı noktalar da vardır. Türkmenistan’ın 1924’te çizilen sınırlarının geçerliliğini koruması Sovyetlerin sayesinde olmuştur. Türkmenistan’ın pamuk üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerinden olması Sovyetlerin açtığı Karakum kanalı sayesindedir.
          Eğitimde ateist sistem uygulansa da pozitif ilimlerin gelişmesi Sovyetlerin modern eğitim sisteminden kaynaklanıyor. Şüphe yok ki Sovyetler modern sistemi uygulamasaydı Türkmenistan ilmî açıdan kendini bu kadar geliştiremezdi. Sovyetler zamanında yeni binalar inşa edilmiş, şehirlerin gelişmesi sağlanmıştır.


KAYNAKÇA
Araştırma-İnceleme Eserler
Baitzhaunova, Saule, “Bağımsızlıktan Günümüze Türkmenistan Ekonomisi”,       Türkler, C. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002
Erol, Mehmet Seyfettin, “Türkmenistan Cumhuriyeti”, Türkler, C. 19, Yeni         Türkiye Yayınları,Ankara 2002
Saray, Mehmet, Türkmen Tarihi, İstanbul 1993
Sarıhanov, Mämmetdurdı, “Türkmen Dili”, Türkler, C. 19, Yeni Türkiye Yayınları,         Ankara 2002
Tatlılıoğlu, Durmuş, “Türkmenistan’da Sosyal Yapı”, Türkler, C. 19, Yeni            Türkiye Yayınları,Ankara 2002





[1] D. Tatlılıoğlu, “Türkmenistan’da Sosyal Yapı”, Türkler, C. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 1304.
[2] M. Saray, Türkmen Tarihi, İstanbul 1993, s. 52.
[3] Saray, a.g.e., s. 54.
[4] Saray, a.g.e., s. 55.
[5] M. Sarıhanov, “Türkmen Dili”, Türkler, C. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 1358.
[6] Saray, a.g.e., s. 59.
[7] M. S. Erol, “Türkmenistan Cumhuriyeti”, Türkler, C. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 1210.
[8] S. Baitzhaunova, “Bağımsızlıktan Günümüze Türkmenistan Ekonomisi”, Türkler, C. 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 1273
[9] Erol, a.g.m., s. 1198.


EmoticonEmoticon