- Tarihi Havadis
9 Mayıs cumartesi günü ÜSKÜDAR GEZİSİNDEN BİR
ÇIRPIDA YAZILAN NOTLAR..


Sabah saat 9:30'ta başlayan hare





ketimiz Selimiye
Camii'nde cem olmamızla itmam oldu. Evvela Hünkar
Mahfilini oradaki her kapıda bulunan kitabeleri ziyaret
ettikten sonra alt harim kısmına inip camiyi boydan boya
kaplayan Fetih Suresini temaşa eyledik. Bilahare Selimiye
Camiinin orjinal kapı tokmaklarında kendimizi yenileyerek
La İlahe İllallah Muhammedün Rasulullah dedik..Muhteşem
kuş saraylarını da görüp Fatih Camiine geçiverdik. Fatih
Camiinden sonra Silahtar Mustafa Paşa çeşmesi ve
sağından giden yolu takip ederek Sinan Paşa Camiine
geldik. Burada Üsküdarîn Manevi sultanlarından Rıfai
tarikatının pirlerinden büyük veli Ahmed Raufi hazretlerine
selam verip kendimizi Doğancılar'a salıverdik. Çakırcıbaşı
Hasan Paşa Camiine gelmeden Damat İbrahim Paşa'nın
yaptırmış olduğu su makseminin her bir tarafına
nakşolunmuş kitabelerini görüp Hasan Paşa Camii
haziresindeki Mimar Sinan'ın ilk inşa ettiği türbeyi yani
Ahmed Paşa türbesini ziyaret ettik. Sonrasında edeble dahil
olduk Nasuhi Dergahı'na bu kapının himmeti bol burda
edilen dualar müstecabdır deyip halis niyetle Sebil
yayınevinin bahçesindeki mekana çay içmek için
oturuverdik. Bendeniz içerideki ahbaba selam vereyim
Üstad'a hürmetlerimi sunayım derken ikram olarak son
çıkan iki kitabını herkese hediye edebileceğim söylendi...
Kitaplarımızı aldık ve İbrahim Paşa Konağı ardından su
deposu olarak kullanılan Şehid Süleyman Paşa Camiini
gördük. Birde Ahmediye Külliyesi'ne uğramadan olmazdı..
Sandıkçılar tekkesi, Kara Davud Paşa Camii, Fatih'in
mahkemesi, Gülfem Hatun Cami, Mimar Sinan Hamamı'nı
ziyaret ettik ve Fiha Kütübün Kayyimeh yazısının altından
Hacı Selim Ağa kütüphanesinde ruhlarımızı dinlenmeye
gözlerimizi de Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerinin mübarek
ellerinden satırlara dökülen yazıları, kitapları gördük. Öyle
dev bir eser gördük ki yazıları tüy ile yazılmış ve onun
normal boyutu 20 cild tutmakta. Gönüllerimiz ruhumuzu
doyurduktan sonra midelerimizi de imdada yetişen bir
hocamızın himmetiyle afiyetle Öz Bolu lokantasında
doyurduk. Mihrimah Sultan Camii'nde öğle namazımızı eda
ettikten sonra orayı da anlatıp harikulade bir çeşme olan
3.Ahmed çeşmesine değindik, bilahare Yeni Valide
Camii'nde yangın havuzunu, kuş saraylarını hatta bugün
yeni bir tabir buldum kuş camisini (oradaki kuş
saraylarından birisinin iki yanında da uzunca minaresi var)
hayranlıkla seyredip Balaban Tekkesi'ne geçtik.. Bendeniz
orada da bir konuşma irad edip neler yaptık anlatarak grubu
teftiş etmeye çalıştım. Geçen sene burada Amak-ı Hayal
okumaları yapmış olan merhum Mehmed Serhan Tayşi
hocamı da yad edip haziredeki Şeyh efendileri ziyaretle
yolumuza devam eyledük.Şifa hamamı, İbrahim Paşa
çeşmesi derken İstanbul'da sadece 3 yerde bulunan
tebhirhaneyi anlattık ve rotamızı ilerde yukarı sokağa doğru
kaydırarak Kaptan Paşa Camii'ni ziyeret eyledik.. Bu
zamana kadar çok şeyi çalınsa da hala geriye kalanlar dahi
bizleri büyülemeye fazlasıyla kafi geldi. 1740'tan kalan
saat, ilk Tekfur Sarayı çinileri, vaaz kürsüsündeki Fildişleri,
hatlar, 18. yüzyıldan kalma vitraylar.. herşeyiyle harikulade
havası olan bir mekan. Yakında restorasyona girecekmiş
umarız mahvolmaz.. Mevlevihaneye ilerledik.
Mevlevihanenin şadırvanını bir semazen misali
döndürdükten sonra içerideki hat tablolarına salıverdik
kendimizi.. Türbede yatan hazretlere dua okuyup tekrar
yolumuza revan olduk.. yol üzerinde muhteşem bir evi
seyrederken bir abi yanımıza yanaştı ve orada nasıl bir
muhabbet gerçekleşiverdi anlamadan, siz imrahor camii'nin
oraya oturun ben size meyve suyu ve ikramlar göndericem
sözü geldi.. İmrahor Camiini o meydanı teferruatlıca
anlatmadan evvel ikramlarımızı yemeye çalıştık.
Elhamdulillah öyle bereketli bir gündü ki girdiğimiz hiçbir
kapıdan boş çıkmadık, ve bu halis gençlerle bu ikramların
bereketinden dolayı herkes ziyadesiyle yedi içti ama yine de
geriye çok şey kalmıştı.. Camii, Sadaka taşı, hazire, darul
kurra, sıbyan mektebi, 500 yıllık çınar, su terazisi, sakaların
kullandığı çeşme, halkın kullandığı çeşme işte bütün bunları
tek tek anlattıktan sonraa yüzlerimiz de hiç bitmeyecek gibi
bir gülümseme ile Eşref Saat sokağından Rum Mehmed
Paşa Cami'ne geçiverdik.. Hüdai hazretlerinin buranın sağ
tarafındaki odada uzun müddet kaldığını ve ilk evladının
burada doğduğunu anlatıp oranın havasını teneffüs ettik.
Genç arkadaşlarımın heyecanına hayran kaldım, enerjileri
de güzeldi... Saatimiz oldu 19:10... Mimar Sinan'ın inşa
etmiş olduğu en küçük külliye olan Şemsi Paşa külliyesinde
İstanbulun, fethi gören şehir Üsküdarın havasını sonuna
kadar ciğerlerimize çekmiş olmanın müthiş dinginliği,
mutluluğu varken kuşlardan konuştuk.. Sahi bu kuşlar
neden konmuyorlar.. Cevabımızı verip hazireyi ziyaret
eyledik, orada da bolca konuştuktan sonra müteşekkir
olduğumun heyecanı ve 10 saat süren gezinin
yorgunluğuyla herkes ağır ağır gideceği mekanların yolunu
tuttu. Yüzlerdeki gördüğüm minnettarlık bana yetmiş,
mütebessim çehrelerden aldığım enerji beni dinlendirmişti.
..Artık ayrılık vakti gelmiş Üsküdar kandillerini kapatmaya
hazırlanmıştı... TEŞEKKÜRLER ÜSKÜDAR...