Fırtına - Tarihi Havadis

Fırtına


  Buhranlar içerisinde bir rüyadan uyanmaya çalışıyordum. Uykumda dişlerimi ısırmak veya nefesimi tutmak gibi saçmalıklarım vardı. Yine nefesimi tutmuş olmalıydım. Nefes almayı hatırladığımda beynime yeniden ulaşan taze oksijenle gözlerimi açtım. Başım yumuşak yastığın içine gömülmüş üzerimdeki örtü yere düştüğü içinse bedenim kaskatı buz kesmiştim. Gece yarısını iki üç saat geçiyor olmalıydı. Başımda bir süre oksijensiz kalmanın bedeli olan bir ağrı dolaşıyordu. Gözlerimi bir süre kıpırdatıp başka bir yöne bakmaya korktuğumdan doğruca karşımdaki pencerenin soğuk kasvetli görüntüsüyle baş etmeye çalıştım. Böyle uyanmaların ardından zihnimin toparlanması zaman alıyordu. Etrafımda gezinen gölgeler olmadığına ikna olmamın ardından yavaşça kıpırdanır önce yere düşen örtüyü bulup bir çırpıda sarınır sonra da birkaç dakika boyunca yine hiçbir yere bakmamaya çalışarak ısınmayı beklerdim. Yine tam da öyle yapacakken pencerenin ardında bir ışık patlamasıyla yerimden sıçradım. Yağmur yağıyordu. Üstelik yağmakla kalmıyor sanki dünya yavaşça suyla dolup gidecekmiş gibi görünüyordu. Işık patlamasının ardından bulanık zihnimin izin verdiği ölçüde saniyeleri saydım ve uzaklığını hesapladım. Bunu birkaç kez tekrar ettiğimde mesafenin iyice daraldığını anladım. Çok geçmeden kötü şeyler olacakmış gibi hissediyordum. Yerimden kalkmadığıma pişman olma korkusuyla ayağa fırladım.

  Bulunduğum yer bir evin bodrum katı olmalıydı. Buraya nasıl geldiğimi ise hatırlamıyordum. En son hatırladığım şey bir şeylerden kaçtığımız ve düşüp başımı çarptığımdı. Beni buraya kadar taşımış olmalıydılar. Diğerleri nerede diye etrafıma bakındım. Bulunduğum yerdeki tek eşya az önce üzerinde uyuduğum kanepeydi. Köşede birkaç basamak yüksekte içeriye açılan tek bir kapı duruyordu. Kapalıydı. Hiç ışık yanmadığından dışarıdan süzülen az miktardaki aydınlık etrafta garip gölgeli şekiller yaratıyordu. Tavanda dolaşan havalandırma boruları sol taraftaki duvarda biraz dönüş yapıp duvarın içinde kayboluyordu. Boruların içinden garip sesler geliyordu. Kapıya doğru ilerledim. Diğerlerini bulabileceğimi sanıyordum. Ben kapıya yaklaşırken duvara bitişik olan havalandırma boruları bir anda çatırdadı ve içeriye korkunç bir hızla sular dolmaya başladı. Dehşete kapılmıştım. Bir an önce dışarıya çıkmazsam burada boğulabilirdim. Suların nasıl olup da havalandırmadan geldiğini anlayamasam da bütün odanın bir akvaryuma dönüşebileceğinin farkındaydım.

  Kapıya ulaşıp biraz zorlayarak açmayı başardığımda bu kez de oradan sular içeriye girmeye başladı. Su ile birlikte bir takım eşyalar da sürükleniyor ve bana çarpıp dengemi bozuyordu. Su şimdiden dizlerimin hizasındaydı. Gazeteler, poşetler, sadalyeler, ahşap veya plastik bir sürü nesne suyu takip edip üzerime gelirken kapıdan dışarıya çıkmayı başardım. Fakat o tarafta hiç pencere olmadığı için işim gerçekten zordu. Merdivenleri bulup yukarıya tırmanmalıydım. Ne yapacağıma karar veremeden harekete geçtim ve çevremi görmeden suyun akışını tersine doğru takip etmeye başladım. Su beni merdivenlere götürdü. Hareket etmek gittikçe zorlaşıyordu. Tırmanmaya başladım. Uğultular, gürültüler ve patlama sesleri fırtınanın artık tam tepemde olduğunu söylüyordu. Bina yıkılmadan veya ben bir balığa dönüşmeden önce dışarıya çıkmalıydım.

Sonra gerçekten uyandım :) Bir rüya yazısı daha :)
S.. 


EmoticonEmoticon