- Tarihi Havadis
                        HZ. ÖMER’İN HİCRETTEN EVVELKİ HAYATI

 İsmi, künyesi, nesebi ve lakaplarını şöyle sıralayabiliriz: Ömer b. El-Hattab b. Nüfeyl b. Abdüluzza b. Riyah b. Abdullah b. Kurt b. Rezah b. Adiy b. Ka’b b. Lüeyy b. Galib b. El-Kureşi b. Advi. Nesebi Kab b. Lüeyy b. Galib’te Hz. Peygamberle birleşmektedir. Künyesi Ebu Hafs olup lakabı Faruk’tur. Çünkü Mekke’de Müslüman olduğunu izah etmiş ve Allah’da bu esnada küfürle imanın arasını ayırmıştır. Fil Vak'ası'ndan on üç yıl kadar sonra, diğer bir rivayete göre ise Büyük (Dördüncü) Ficar savaşından dört yıl kadar önce Mekke'de doğdu. Hz. Ömer’in çocukluğuna dair ve hayatının ilk devirlerine aid durumları tamamıyle bilinmemektedir. Hafız İbn Asakir nde Amr bin El-As’ın Hz. Ömer’in doğumuna dair verdiği malumatı kaydetmektedir. Amr bin El-As, bazı arkadaşlarıyla birlikte oturuyorken yüksek bir avaz duyduklarını tahkikat neticesi Hattab’ın dünyaya bir oğlu geldiğini anladıklarını söylüyor. Hz. Ömer, çocukluğu esnasında babası tarafından deve çobanlığı ile vazifelendirilmişti. Bu meslek Araplar arasında hor sayılmıyordu. Hattab’ın oğluna muamelesi çok şiddetliydi. Hz. Ömer bütün gün develerin arkasında dolaşır, yorulduğu zaman bir parça istirahat etmek isterse babası tarafından cezaya çarptırılırdı. Hz. Ömer’in bu meşakkatli vazifeyi yaptığı saha, Decnan çölü idi. Burası Mekke’nin yakınlarında olan Kadid mevkiinden on mil mesafededir. Hz. Ömer Müslümanların başına geçtikten sonra bir gün bu havaliden geçmiş, orada gözleri yaşararak şu sözleri söylemişti: Ey Rabbim, ne büyüksün! Hayatımda öyle bir zaman geçti ki bu yerlerde deve güder, yorgun argın düşerek biraz dinlenmek istediğim zaman babam beni döverdi. Bugün ise en yüksek makamı işgal ediyor Müslümanların başına geçmiş bulunuyor, Allah’tan başkasına baş eğmiyorum. Hz. Ömer’in fiziki görünüşünü anlatanlar şöyle betimlemişler: “Yüzü hafif kırmızıya çalıp beyaz tenli, güzel yüzlü, el ve ayakları irice, etine dolgun, uzun boyluydu. Sanki bir binek üzerindeymiş gibi dururdu. Güçlü biriydi. Kına yakar, bıyıklarının kenar kısımları uzuncaydı. Hızlı yürür, konuştuğunda karşısındakine dinletirdi. “Hz. Ömer’in babasının adı Hattab b. Nüfeyl, annesinin ismi Hanteme binti Haşim’dir. Hantame Ebu Cehil’in amcasının kızı idi.” Cahiliye döneminde Osman b. Mazun’un kız kardeşi Zeynep binti Mazun’la evlenmiştir. Bundan Abdullah, Abdurrahman, Hafsa adında çocukları olmuştur. Müleyke binti Cervel’le evlenmiş, ondan da Abdullah adında bir çocuğu olmuştur. Fakat anlaşma yoluyla ondan boşanmıştır. Kureyye binti Ebu Ümeyye el-Mahzumi ile evlenmiş onunla da anlaşarak boşanmıştır. Bu hanımla daha sonra Abdurrahman bin Ebubekir evlenmiştir. İkrime Şam’da şehid olunca İkrime’nin eşi ile evlenmiş bu evlilikten Fatıma adında bir kızı olmuştur. Ömer (r.anh) evlenmek istemiş bunun üzerine Hz. Aişe, Amr bin As ile haber göndermiş, ona Ümmü Gülsüm bint Ali’yi tavsiye etmiştir. Bu hanım Hz. Fatıma’nın kızıdır. Ömer (r.anh) Resulullah (s.a.v) ile yakın olmak sebebiyle bu hanımla evlenmek istemiştir. Ali (r.anh)’den onu istemiş ve Ali’nin kabul etmesi üzerine Ömer (r.anh) ona kırk bin dirhem mehir vererek evlenmiştir. Bu hanımdan Zeyd ve Rukiyye adında çocukları olmuştur. Ömer (r.anh)’ın çocuklarının toplam sayısı on üç olup şunlardır: Zeyd (küçük), Asım, Abdullah, Abdurrahman (büyük), Abdurrahman (ortanca), Abdurrahman (küçük), Ubeydullah, Iyaz, Hafsa, Rukiye, Zeynep ve Fatıma. Ömer (r.anh)’ın gerek cahiliyede gerekse Müslüman olduktan sonra yaptığı evliliklerin sayısı yedi olup buna boşadıkları ve o hayattayken vefat eden eşleri de dahildir. Ömer (r.anh) sırf zürriyetini çoğaltmak ve pak bir nesil sahibi olmak için evlilikler yapmıştır. Bu konuda şunu söylemiştir: “Ben şehvetimden dolayı evlenmedim. Şayet çocuk sahibi olma arzum olmasaydı hiçbir kadına bakmazdım.” Hz. Ömer’in (r.anh) hayatının yarısı cahiliye döneminin koşullarında geçmiştir. Müslüman olana kadar Kureyş’in normal gençleri gibi hayatını devam ettirdi. Okuma yazma bilmesi onu diğerlerinden üstün bir konumda tutmuştu. Çünkü o dönemde okuma yazma bilenlerin sayısı oldukça azdı. Daha küçük yaşta sorumluluklar üstlenen Hz. Ömer, bundan dolayı zor şartlar altında büyüdü. Babasının maddi durumunun çok kötü olmamasına rağmen herhangi bir bollukla karşılaşmadı. Sadece babasının sürülerine çobanlık yapmakla kalmayıp aynı zamanda dayılarının sürülerine de bakıyordu. Bundan halife olduğunda bizzat bahsetmiştir. Muhammed b. Ömer yaşanan şu hadiseyi aktarmıştır; ‘’Hz. Ömer (r.anh) bir defasında insanları namaza çağırmış, insanlar toplandığında, ezanın ardından minbere çıkmış, Allah’a hamd Resulüllah’a salat getirdikten sonra şunları söylemiştir; Ey insanlar! Benim çobanlık yaptığımı biliyorsunuz. Bunun karşılığında bana bir avuç hurma verirlerdi. Günler nasılda değişti. Hz. Ömer bunları söyledikten sonra minberden iner. Abdurrahman b. Avf bunun üzerine ‘’ Ey mü’minlerin Emiri, sen kendi kendini ayıpladın’’ dedi. Hz. Ömer buna ‘’ Yazıklar olsun sana ey Avf’ın oğlu! Ben nefsimde kabarma gördüm, o yüzden bunu yaptım, onu ayıplamak istedim’ diye cevap vermiştir.’’ Bir lider olduğu halde bunlardan bahsetmesi Hz. Ömer’in ne kadar faziletli bir insan olduğunu gösterir. Hz. Ömer yaşadığı bu zorluklardan, zorluklara katlanmayı, darlığı ve bunları yaşayan başka insanlarında halinden anlamayı öğrenmiştir. Kendisinden sonra yüzyıllar boyunca adaletiyle yâd edilen Hz. Ömer’in bu adalet duygusunu geliştirmesinde, yaşadıklarının ve yaşadıklarından öğrendikleri önemli bir yer işgal eder. Hz. Ömer Müslüman olmadan önce sadece çobanlık yaparak yaşamıyordu. “Hz. Ömer, gençliğinde Arap eşrafının meşgul oldukları yüksek işlerle vakit geçirmiştir. O zaman Araplarca şeref ve asalet icablarından sayılan işler: neseblere vukuf sahibi olmak, silah kullanmakta ustalık elde etmek, pehlivanlıkta ve hitabette kendini göstermiş olmaktı. Nesebler fenni, Hz. Ömer’in atadan babaya ihtisas sahibi olduğu bir fendi. Câhız, <> adlı kitabında Hz. Ömer ile babası Hattab ve dedesi Nüfeyl’in nesebler fenninde mütehassıs olduklarını en sarih surette beyan etmektedir. Hz. Ömer nesebler fennini babasından öğrenmiştir.” “Hz Ömer, gençliğinde pehlivanlığıyla da meşhurdu. Hz. Ömer, pehlivanlıktaki maharetini Ukaz panayırında pehlivanlarla güreşmekle göstermiştir. Belazuri, <> adlı kitabında sağlam bir rivayete istinad ederek Hz. Ömer’in Ukaz’da pehlivanlarla güreştiğini kaydetmektedir.” Câhız eserinde Hz. Ömer’in binicilikte de maharetinin herkesçe malum olduğunu söyleyerek, O’nun yerden sıçrayarak ata bindiğini ve hiç sarsılmaksızın atın üzerinde yerini aldığını kaydeder. “Bilge bir kişiydi. Dili akıcı bir şekilde kullanan, şerefini üstün tutan, mantıklı hareket eden, meselelere güçlü deliller getiren, ele aldığı konuyu tam izah eden biriydi ki bu da onun Kureyş elçisi olmaya ehil kılmıştı. Bu aynı zamanda onu kabileler nezdinde şerefli bir mevkiye getirmişti. İbnü’l Cevzi şunu söylemiştir. ‘Sefirlik Ömer (r anh)’daydı. Kureyş’le başkaları arasında bir savaş vuku bulduğunda elçi olarak onu gönderirlerdi. Onun görüşüne müracaat edilir, onun verdiği karara razı olunurdu.” Hz. Ömer ticaretle de uğraşmış ve bu sayede Mekke’nin zenginleri arasına girmiştir. Ticaret maksadıyla yaptığı seyahatler de bilgi ve tecrübesini arttırmıştır. Yazın Şam’a kışın Yemen’e ticari seferlerde bulunmuştur. Bu yüzden Mekke cahiliye toplumunda saygıdeğer bir mevkiye ulaşmıştır. Önemli hadiselerde, alınan kararlarda faal bir rol üstlenmiştir. Bunda kabilesinin şerefli tarihinin de katkısı olmuştur. Dedesi Nüfeyl b. Abduluzza, Kureyş’in anlaşmazlıklarında kendisine müracaat ettiği bir kişiydi. Bunun yanında başka bir dedesi olan Ka’b b. Lüey’in Araplar nezdinde değeri büyüktü. Hz. Ömer (r.a) Araplar arasından sahip olduğu konumu, kendi dedelerinden, Arapların tarihine dair tecrübe ve bilgisini arttırarak kazanmıştır. Bundan başka onun zekâsı ve becerileri bu hususta etkili olmuştur. Bu sebeple Araplar aralarında ki anlaşmaları çözmek için ona müracaat ederlerdi. Hz. Ömer yaşadığı toplumun gelenek ve göreneklerine bağlı olarak hayatını sürdürüyordu. İnandığı şey hususunda kendini feda etmekten çekinmeyecek bir karakter sahibiydi. İşte bu sebepledir ki Müslüman olmadan önce Hz. Peygamber’i öldürmeye varacak kadar ileri gitmiş, Müslüman olduktan sonra da bu yolda varını yoğunu ortaya koymuştur. Hz. Ömer yeni çıkmış olan dinin Mekke’nin Araplar nazarındaki değerini yok etmesinden endişe etmiştir. Çünkü Mekke’de ziyaret edilen ve saygı duyulan bir yapı vardı ve bunun sayesinde Kureyş diğer Araplar’dan hürmet görüyordu. Bu aynı zamanda Mekke’ye geçmişten gelen maddi-manevi bir miras kazandırıyordu. Bu durum Kureyş’in gelir kaynaklarının başında geliyordu. Mekke’nin ileri gelenlerinin yeni gelen bu dine karşı koymalarının sebeplerinden bir tanesi de buydu. Hz. Ömer’de dine karşı koyup, onun ve taraftarlarına düşmanlık eden bu grup içerisindeydi. Hz. Ömer bir defasında Müslüman olan bir cariyesini yorulana kadar dövmüştür. Sonunda kamçı elinden düşmüş ve artık bundan vazgeçmiştir. Hz. Ebu Bekir onun cariyesine işkence ettiğini görmüş ve ardından cariyeyi satın almıştır. Hz. Ömer (r.anh) İslam’la şereflenmeden önce cahiliye dönemini her şeyiyle yaşamıştır. Cahiliye hayatını bütün yönleriyle kavramış ve bütün gücüyle savunmuştur. Müslüman olduktan sonra da karakterinde ki bu özellik nedeniyle Müslümanlığı da çok iyi kavrayarak, İslamı çok iyi anlamıştır. Hak ile batılın, hidayetle sapıklığın, küfür ile imanın arasındakileri çok iyi fark etmiş, ‘Faruk’ sıfatını almıştır. Müslüman Oluşu Kureyş'in bazı ileri gelenleri gibi putperestliğe bağlı kalarak önceleri Hz. Peygamber'e ve İslamiyet'e karşı düşmanlık gösteren, bilhassa kabilesinden müslüman olanlara işkence yapan Ömer, bi’setin 6. yılında (6I6) müslüman oldu (İbn Sa'd, III, 269) Onun müslüman oluşuna dair kaynaklarda iki rivayet bulunmaktadır. Hemen hemen bütün kaynaklarda yer alan meşhur rivayete göre Hamza'nın İslam'ı kabulünden sonra Ömer Hz. Peygamber'i öldürmek üzere yola çıkmış, yolda karşılaştığı Nuaym b. Abdullah'tan kız kardeşi Fatıma ile kocası Said b. Zeyd'in müslüman olduğunu öğrenince onların evine gitmiştir. Onları Taha süresini okurken bulmuş, okuduklarını kendisine vermelerini istemiş, ancak bu isteği reddedilince kız kardeşini ve eniştesini dövmüş, kardeşi kendilerine Kur'an öğreten ve Ömer'den saklanan Habbab b. Eret'i de çağırarak müslüman olduklarını Ömer'in yüzüne karşı söylemiştir. Bunun üzerine yumuşayan Ömer müslüman olmaya karar vermiş, Habbab'dan Resülullah'ın Erkam b. Ebü'l-Erkam'ın evinde olduğunu öğrenip oraya gitmiş ve kendisine biat ederek müslüman olmuştur (İbn İshak, s. I60-163; İbn Hişam, 1, 343-346; İbn Sa'd, III,267-269). Diğer rivayete göre bir gece şarap içmek için içki arkadaşlarını aramış, kimseyi bulamayınca Kabe'ye gitmiş. Orada Kabe'yi önüne alan Hz. Peygamber'in Beytülmakdis'e doğru namaz kıldığını görünce Kabe'nin örtüsü altına saklanarak ona yaklaşmış, Resul-i Ekrem'in okuduğu, Kureyşliler'in Kur'an için söyledikleri, "Şairlerin, kahinlerin veya Muhammed'in uydurmasıdır" şeklindeki sözlere cevaplar veren Hakka süresinin 41- 46. ayetlerini duyunca müslüman olmaya karar vererek Hz. Peygamber'i takip etmiş, Hz. Peygamber'in, evine girmeden önce onu farkedip "Ne var ya Ömer?" diye sorması üzerine, "Allah'a, Resulüne ve onun Allah katından getirdiği şeylere iman etmeye geldim" deyince Resulullah, "Ey Ömer! Allah sana hidayet nasip etti" diyerek göğsünü sıvazlamış ve imanda sebat etmesi için ona dua etmiştir (Müsned, I, 17; İbn Hişam, I, 346-348). Bu rivayetlerden ikincisi tercihe değer görülmektedir. Hz. Ömer'in müslüman oluşunun Resul-i Ekrem'in, "Ya Rabbi! İslamiyet'i Ömer b. Hattab veya Amr b. Hişam (Ebu Cehil) ile teyit et" duasının bir tezahürü olduğu belirtilmektedir (Müsned, I, 456; İbn Hişam, I, 345; İbn Sa'd, III, 269). Hz. Ömer müslüman olduğu gece Ebu Cehil'in evine giderek İslam'ı kabul ettiğini bildirdi; ayrıca ertesi gün Cemil b. Ma'mer el-Cumahi'ye müslüman olduğunu bütün Kureyşliler'e ilan ettirdi. Onun İslamiyet'e girmesinden sonra müslümanlar ilk defa Kabe'de toplu olarak namaz kıldılar (Buhari, "Fezinlü ashabi'n-nebi", 3, 6; "Mena19- bü'l-enşar", 35; İbn Hişam, I, 342, 345. 348-350; İbn Sa'd, III, 269-270). Müslüman Olmasının İslam Davetine Etkisi Hz. Ömer’in müslüman olması Müslümanlara psikolojik açıdan güç ve kuvvet aşılamıştır. Kendilerinden emin adımlarla yürümelerine vesile olmuştur. Abdullah b. Mesud şunları söylemiştir bu hususta: “Ömer’in müslüman olması bir zaferdi. Onun hicreti bize bir yardım oldu. Bilirim ki o müslüman olmadan önce biz Kabe’de ne tavaf yapabiliyor ne de namaz kılabiliyorduk. Ömer’in müslüman olmasıyla onlarla çarpışmaya başladık ve sonunda bizi kendi halimize bırakmak zorunda kaldılar. Böylece orada namaz kılmaya başladık. Kaynaklarda Hz. Ömer’in müslüman oluşundan hicretine kadar devam edegelen hayatına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Hz. Ömer’in Hicreti Hz. Ömer hicret ederken bunu aleni olarak yapmaktan başka bir yol düşünmedi. “İbn Abbas bu konuda şunları söylemiştir: “Ali b. Ebu Talib bana şunları anlatmıştı: Ömer dışında bütün mühacirler ancak gizli bir şekilde hicret ettiler. O hicret için hazırlandığında kılıcını kuşandı, oklarını hazırladı ve eline bir ok almış vaziyette Kabe’ye doğru gitti. Kabe’nin avlusunda Kureyş’in ileri gelenleri vardı. Kabe’yi tam yedi defa tavaf etti. Sonra da Makam-ı İbrahim’de durup hakkını vererek namazını eda etti. Sonra da orada bulunan grupları tek tek dolaşarak şunları söyledi: “Yüzler çirkinleşmiş gözüküyor, Allah, beni bu burunları koparmak zorunda bırakmasın! Kim eşini dul, evladını yetim bırakmak istiyorsa beni şu vadinin gerisinde beklesin!” Hz. Ömer yirmi Müslümanla Mekke’den ayrılarak Medine’ye hareket etti. Kaynakça 1- Fayda, Mustafa, DİA, “Ömer” c.34, s.46 2- Kazancı, Ahmet Lütfi, “Adil Halife Emirü’l Müminin Hz.Ömer” (İstanbul 2011) 3- Sallabi, Muhammed Ali, “Hz.Ömer Hayatı Şahsiyeti ve Dönemi” tercüme: Mehmet Akbaş, (İstanbul 2008) 4- Şibli, Mevlana, “Büyük İslam Tarihi Asrı Saadet” tercüme: Ömer Rıza Doğrul, c.4, (İstanbul 1978)



Ömer Faruk Deliktaş / aralık 2014. (dipnotlarla yazılmış bir yazıdır. aslı dosyalarımda mevcuttur. İslam Tarihi birinci sınıf birinci dönem makalemdir.)