- Tarihi Havadis
İSTANBUL'UN KİLİDİ EDİRNEMİZ (10.05.2015 Pazar)
Efendim şehr-i Üsküdar gezisinden hemen ertesi gün serhad şehri Edirne gezisi yapmak biraz zihnimi karıştırsa da şükür ki herşey güzeldi. Sabahleyin yolumaza revan olduk. Bekleyen Edirnemize kavuştuk. İlk durak: Üç Şerefeli Camii idi. Üç şerefelin in minarelerinin ahengine kendimizi kaptırdığımızda gözlerimize çarpan bir restorasyon hatası oldu. Burma minarede, minarenin aslı külaha kadar burma burma iken restore edilirken şerefeye kadar burma ve gerisi de düz yapılmış. Ecdadımızın 9 yılda yapıp bitirdiği camii biz 10 yılda sadece bahçesini avlusunu restore edebilmişiz. Üç şerefelinin mihrap ve minber sütunları denge sütunu idi. Mihrabın sağındaki dönemez olmuş solundakini de zorla yatağından döndürebildik. Minberin ki sağlamdı dünya kadar dönüyordu. smile ifade simgesi Hemen karşıda Türkiye'nin en büyük hamamı Sokollu Paşa Hamamı'a göz kırptık ve Eski Camii bizi bekliyormuş oraya gittik. Sağda Allah lafzı celali solda Muhammed ism-i şerifi... Boyun eğerek girdik bu bir zamanlar ismi Süleymaniye sonra Ulu Cami en sonunda da Eski Camii olan bu güzel esere. 2. Ahmed Edirne'nin büyüsüne kapılmış ve İstanbul'a hiç gitmemiş dedik, kılıç kuşanma törenine de bu camiide yapmıştır. Ve Hacı Bayram-ı Veli'nin sohbet ettiği makamı gösterdik.. Rüknü yemameyi hürmetle selamladık...
Sonrasında ise Peygamber Rüyası ile yeri tesbit edilen, koca Mimar Sinan'ın eseri, en güzel en muhteşem eser-i muazzaması Selimiye Camii'ne ağır adımlarla ilerledik. İçimizi bir haşyet kapladı. Rabbul alemine Elhamdulillah dedik 4 defa işgal edilmiş talan edilmiş bu mübarek şehir bu mübarek eserler hala ayaktalar.. Ama isabet eden topların yerlerini göstermeyi unutmadık.. İbret olsun diye kaldırılmamıştı..
Kubbeler menekşe, şerefeler gül...
Mermerlerinden çiğdem kokusu gelir.
Dışarda taç kapının sağında çinilere yazılmış Ayete'l Kürsi'yi okuduk, Şadırvanı abdest alanların üzerine su sıçramasın diye suyun düştüğü yerlere küçük küçük havuzcuklar yapılmıştır, Ters laleye koşan herkesi tersledik ve Sinan'ın zekasını anlattık. 32 ye 32 olan kubbesine baktıkça ne kadar küçük olduğumuz aklımıza geldi... Minberi altından yap ki herşeyiyle en değerli cami bu olsun diyen 2. Selim'e ustaca bir sözle "Hünkarım taş yerinde ağırdır, altından değil ama altın kadar değerli yapalım" diyen Mimar'ın minberine dokunmaya kıyamadık.. Ya kırılırsa diyerek.. O kadar zarif o kadar ince... Ama bir gariplik vardı Mimar Sinan daima camiyi tek bir yapıya indirmiş eklemeler yapmaktan kaçınmıştı fakat burada tam ortada kocaman bir Müezzin Mahfili vardı.. Arkadaşlara cevabım ise, Mimar Sinan eseri bitirdikten sonra müthiş bir korkuya kapılıyor, harika bir eser vücuda getirdiğini görüyor ve kul kusurlu olmalıdır diyerek bir kusur olarak tam ortaya müezzin mahfilini ekliyor... Altında harikulade bir çarkıfelek.. Sonsuzluk simgesi.. Yerde ise bir küçük havuz.. O da tıpkı camii gibi sekizgen... Mideler acıktı galiba.. Sıra Edirne Meriç nehri kenarında tarihi Mecidiye köprüsüne bakan Lalezar'da ciğer/köfte yemeye geldi.. İlk defa ciğeri Edirne'de yemiş ve sevebileceğime karar vermiştim geçen sene..Darulhadise gidip bir rüyanın peşine düştük.. İkindi namazımızı eda edebilmek üzere 2.Bayezıd külliyesine geçtik. Şifahanesi ile meşhur bu külliyenin maalesef şifahanesi restorasyona alınmıştı. . Hani Avrupa'da akli özürlülerin yakıldığı ama bizde musiki ile eğitildiği şifahane. Hah işte orası burası.Camii Yavuz Selim Camii'ne çok benzemekte.. Yan tarafındaki yapının Fodlahane olduğunu öğrenince bir duraksadık ve ekmek yapılan yere verilen isim olduğunu öğrendik.. Medreseyi gezdik sonra şöyle bir Yeni Saray'ı uzaktan selamlayıp Balkan Şehidlerimizin anıtına dualar gönderdik... Güneş batışa geçmiş bizde yola çıkmıştık.. Çünkü biliyorduk ki "Herşey biter Edirne bitmezdi." Serviste yine aldık mikrofonu Muradiye külliyesini Hasan Sezai hazretlerini şiirlerini, mahlasını Niyazi Mısri'nin verdiğini söyledik..
Ey aşıkı dildade Gel nuş edelim bade
Bir bade gerek amma Kim içile me’ vade
Can Allah Canan Allah Canlar sana kurban Allah
Hay kalbim zikrullah La ilahe illallah Muhammed-ur-Resulullah
Bizi dinleyen 10'u lise, 12'si üniversite talebesi kıymetli kardeş ve arkadaşlarımıza Yol boyuncada birşeyler aktarma gayretinde olduk. Vakit dar ömür azdı öğrenilmesi gerekenlerin de haddi hesabı yoktu.. Anlattık Balkan faciasını.. Birkaç kitap ismi de hediyesi oldu.. Ve yolculuğumuz sohbetle son buldu. Herkes evinin yolunu tuttu. ömrümüzden bir gün de böylece gitmiş oldu, giden günleri güzel değerlendirmeye gayret ettik. Önümüzdeki günlerde ise Allah kerim...Otobüste okuduğum son şiir Mehmed Akif'in mısraları idi...
Edirne... İşte o İslâm’ın ahenîn suru;
Edirne... İşte o Şark’ın cebîn-i mağruru;
İkinci arş-ı tealîsi Al-i Osman’ın;
Birinci mevki’-i feyyazı, belki, dünyânın...