- Tarihi Havadis




MEHDİ İLE MESİH AYNI ZAT MI?
BİR HADİS DE MEHDİ NİN BİZZAT İSA (A.S) OLDUĞUNU SÖYLÜYOR EFENDİMİZ (SAV). BU NE DEMEK?
Mehdî ayrı, Mesih ayrıdır. Bunlar aynı şahıslar değildir. Mesih Hz. İsa (a.s) için denmektedir. Mehdi ise ahir zamanda gelecek ve deccalın fitnesini önleyecek, Peygamber Efendimizin soyundan gelecek olan zattır.
Mehdî kimdir?
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır. Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır. (İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, (İbni Manzur, h-d-y md), 15:354)
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali (ra)'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz. (İbnü'l-Esir, Ebû’s-Saadât el-Mübarek bin Muhammed el-Cezerî, Üsdü'l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahabe, I-VIII (Kahire: ts), 4:31)
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem (a.s.m.),
“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.” (Tirmizî, İlim: 16; İbni Mâce, Mukaddime: 6; Ebû Davud, Sünnet:5)
buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.
Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Muhammed (asm), Dört Halife, Hz. Hüseyin (ra), Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz. (İbnü'l-Esir, A.g.e., 4:31)
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur. (Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten, İstanbul: Âtıf Efendi Kütüphanesi (el yazma) no. 602, v. 53a.) Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip on dört Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz. (Nursî, Mektûbât, s. 96; Nursî, Şuâlar, s. 509)
Demek ki mehdî kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.
Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,
“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.” (Süyûtî, el-Havî, 2:67-68; el-Burhan, v. 87a) buyurmuşlardı.
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:
“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.” (Tirmizî, Kitabü'l-Fiten, 34; İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36, Hurûcü Mehdî: 34)
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de (a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,
“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.” (İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36 (H. 4082, 4084); Müstedrek, 4:465.; İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:28-29) buyurmuşlardır.
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:
“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” (Ebû Avane, Müsned, 4:476) buyurmuşlardı.
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.
Bu konu Asr-ı Saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullah'a “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.” (Ikdü'd-Dürer, Varak: 7b) cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini (Ebû Davud, Mehdî: 1 (H. 4282); Tirmizî, Fiten: 52 (H. 2231-2232) belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.
Hz. Ali (ra)’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan (ra)’a bakmış ve:
“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir (Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin (s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona (Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında (beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. (Tac V, 363)
Büyük Alim Taftazani’nin (Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:
“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın (liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha (sahih Hadisler) varid olmuşlar.” (Taftazani, Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makasıd, I-V, Tahkik, ta’lik Abdurrahman Amire, Alemu’l- Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312; krş, et-Tac, V, 343, (Kitabu’l- Fiten, bab, 7)
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır?Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.
Mesih nedir ve kimdir?
a. Hz. İsa (a.s)'nın bir lakabı olan "mesih" kelimesi, "MSH" kökünden gelir. İbn Abbas'a göre Hz. İsa (as), değişik hastalara el sürüp, onları Allah'ın izniyle sağlıklarına kavuşturduğu için bu lakabı almıştır. (bk. el-Kurtubî, IV/89)
Al-i İmran Sûresinin 49. âyetinde yer alan: "Allah'ın izini ile körü ve alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim..." mealindeki ifadesi, İbn Abbas'ın bu tespitini desteklemektedir.
b. Bazı dilcilere göre, bu kelime İbrânicede "meşîha" olup, güzel bir yaratılışı ve mübarek bir sima ve bir kişiliği ifade etmektedir.( bk. el-Kurtubî, IV/89) Hz. İsa (as)'ın, Meryem Sûresinin 30-33. ayetlerinde yer alan,
"Ben Allah'ın kuluyum. O, bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim gün selam benim üzerimedir." mealindeki ifadeleri, söz konusu mânâyı çağrıştırmaktadır.
c. Bazı alimler, "mesih" kelimesinin, tertemiz anlamında olup Hz. İsa (a.s)'ın günâhlardan arındırılmış bir insan olduğunu ifade ettiğini söylemişlerdir.(bk. et-Taberî, IV/35.) Meryem Sûresinin 19. âyetinde yer alan, "Melek (Meryem'e hitaben): Ben, yalnız sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi." şeklindeki ifadesi, bu mânâya işaret etmektedir.
d. Bu kelimenin müsamaha kökünden olup, hoşgörü ve toleransı ifade ettiğini söyleyenler de vardır. Hz. İsa Mesih'in (as) daha önce Tevrat'ta yer alan bir kısım ağır hükümleri hafiflettiği, yasak olan bazı şeyleri helâl kıldığı (bk. Ez-mahşerî, I/365) göz önüne alınırsa, bu kelimenin bu mânası, daha bir anlam kazanacaktır. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi, Deccal ile Hz. İsa (a.s)'nın müşterek olarak Mesih lakabı ile adlandırılmalarına dikkat çekmiş ve -sadeleştirilerek- şu görüşlere yer vermiştir:
"Rivayetlerde Hz. İsa (a.s)'ya "Mesih" ismi verildiği gibi her iki Deccale de "Mesih" ismi verilmiştir. -En iyisini Allah bilir- bunun hikmeti şudur: Hz. İsa Allah'ın emriyle, Tevrat'taki bir kısım ağır mükellefiyetleri kaldırıp, Büyük Deccal de şeytanın telkiniyle Hz. İsa (a.s)nın dininde yer alan hükümleri ortadan kaldırarak Hıristiyanların içtimâî hayatlarını düzenleyen mânevî bağlantıları koparıp bozarak, anarşiliğe ve "Ye'cüc ve Me'cüc"e zemin hazırlar. İslâm Deccalı olan Süfyan ise, Hz. Muhammed (a.s.m)'in getirdiği ebedî bir kısım İslâmî hükümleri nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmağa çalışarak, insanlığın toplum hayatına ait maddî ve manevî bağlarını koparmak suretiyle, serkeş, sarhoş ve sersem nefisleri başı boş bırakarak müthiş bir anarşiliğe yol açacaktır. Sosyal hayatın temel dinamikleri olan karşılıklı saygı ve sevgi bağlarını ortadan kaldırıp, yerine zorba bir özgürlük, aynı istibdat bir hürriyet vermekle öyle bir anarşiliğe meydan açar ki, huzur ve güveni sağlamak çok zorlaşacaktır." (Şualar, Beşinci Şu, İkinci Makam.)
Şunu da belirtmeliyiz ki, bütün peygamberler birer kurtarıcıdır, kendilerine inanmış ümmetlerini cehennemden kurtaracaklardır. Hristiyanların Hz. İsa (a.s) hakkında kullandıkları "kurtarıcı" vasfı, onların teslis akidelerine işaret eden bir anlam yüklemektedir. Şüphesiz bu yanlış bir varsayımdır.