2008 Sonrası Türkiye’de Uygulanan Nüfus Politikaları ve Paydaş Analizi - Tarihi Havadis

2008 Sonrası Türkiye’de Uygulanan Nüfus Politikaları ve Paydaş Analizi

Genel hatlarıyla ifade etmek gerekirse, nüfus üzerinde yürütülen faaliyetler son birkaç yüz yılda önemli oranda farklılaşmıştır. Bundan önceki çağlarda teknolojik gelişmelerin yaşanmadığı ve insanın hem üretimde hem de savaş meydanlarında etkin bir unsur olarak kullanılmasından dolayı nüfusun artması o devletin güçlenmesi anlamına gelmekteydi. Bu duruma devletin en önemli gelir kaynağı vergileri de eklersek, nüfusun sayısal olarak artmasının ne kadar önemli bir etken olduğu daha iyi anlaşılmış olacaktır. Ancak özellikle Sanayi Devriminin gerçekleşmesiyle bir paradigma değişimi yaşanmış ve bu değişim zamanla dünyaya yayılmıştır. Nüfusun yine önemli bir yer tuttuğu bu dönemde çıktıların ve dayanıklılığın insandan daha fazla olduğu makinelere verilen değer gün geçtikçe artmış, insan unsurunun yerini makineler ve bunun sağladığı diğer teknolojik gelişmeler almaya başlamıştır. Ancak bu durum nüfusun tamamen önemsizleştiği anlamına gelmemektedir. Dünya, büyük kayıpların yaşandığı savaşlara sahne olmuş ve bu kayıplar da nüfusun önemini bir kez daha devletlerin gündemine getirmiştir. Bu savaşlar sonrasında ülkeler ekonomik krizlere girmiş, birçok vatandaşını kaybetmiş ve kitlesel nüfus hareketleri yaşanarak hem siyasi hem de demografik haritalar yeniden şekillenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti de miras kalan demografik yapı ile yeni bir devlet inşa etme yolunda birçok girişimde bulunmuştur. Çalışmada Türkiye Cumhuriyeti’nin savaş sonrası yaşanan ölüm ve kitlesel göçlerle azalan nüfusa karşı aldığı önlemler dönemsel olarak incelenmiştir. Kapsamın çok geniş olmasından dolayı nüfusun yalnızca sayısal niteliği üzerinden yürütülen politikalar çalışmada yer almıştır. Özellikle 1923-1960 arasında yaşanan ve nüfusun homojenleştirilmesi yönünde yürütülen politikalar ve iskân faaliyetleri çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır. Çalışmada yeni kurulan devletin savaşlar ve yaşanan göçler sonrası nüfusu arttırmaya yönelik politikaları ve bunların ardından ortaya çıkan sonuçların evrimi dönemlerine ve niteliğine göre bölümlenerek analiz edilmeye çalışılmıştır. Makale 1923’ten günümüze kadar olan nüfus politikalarının tarihsel incelemesiyle başlamaktadır. Ardından 2008 sonrası gerçekleşen nüfus artıcı politikalara yönelik paydaşların dile getirdikleri, söylem analizi çerçevesinde irdelenmiştir. 1960 öncesi dış göçlerin nüfus üzerindeki etkisinden bahsedilmişken, 2008 sonrasında Suriye’deki savaş nedeniyle gerçekleşen dış göç ve bu göçün etkileri -makalenin kapsamını aşacağından- analizin dışında bırakılmıştır.Söylem analizi hem sözlü ifadelerin yazıya dökülmesi sonucu oluşan metinler üzerinden hem de nüfus politikalarına yönelik, doğrudan kaleme alınan metinler üzerinden gerçekleşmiştir. Analizde kullanılan metinler, politika yapıcısı olan hükümet temsilcilerinin konuşmaları ve parti dokümanları ile başlamış ve bu politikaya ve söylemlere verilen karşı söylemlerle devam etmiştir. Nüfus, çok kapsamlı bir konu olduğundan, paydaşlar da kendi içerisinde bir bütünlük arz etmemektedir. Uygulanabilirlik açısından 2008 sonrası başlayan nüfus arttırıcı (pro-natalist) politikalar hakkında önemli söylemleri olan ve bu konunun doğrudan muhatabı olarak görülen paydaşlarla çalışma sınırlı tutulmuş ve Uluslararası Kuruluşlar, Meslek Kuruluşları, Siyasal Partiler ve Feministler-Çevreciler olmak üzere dört grupta incelenmiştir. Nüfus alanında birçok çalışma yapılmış olmasına karşın bütüncül anlamda paydaşların söylemlerinin analizine yer verilmemiştir. Bu çalışma paydaşların nüfus politikalarına yönelik söylemlerini analiz etmesi açısından önemli bir yere sahiptir. 1. Bir Kamu Politikası Olarak Nüfus Politikası Kamu Politikası enerji, çevre, eğitim, göç, nüfus, istihdam, kalkınma vb. birçok alanda kendine yer bulmaktadır. Geniş bir alanda kendini göstermesi açısından tanımlamaları da çeşitlilik göstermektedir (Usta, 2013, s. 81). Kamu Politikasını geniş anlamda devletlerin yapmayı tercih ettikleri veya yapmamayı tercih ettikleri tüm faaliyetler olarak tanımlamak mümkündür. Bu tanım bize devletin bir sorunu çözmek için ürettiği tüm politikaların yanında eylemsizlik durumunun da bir politika olabileceğini göstermektedir (Çevik, 1998, s. 104-103). Bunun dışında birbiriyle bağlantılı faaliyetler, sorun çözmede kullanılan amaçlı hareketler, idari çıktılar ve karar alma-uygulama gibi süreçler bütünü şeklinde tanımlamalar da literatürde yer almaktadır. Ayrıca Kamu Politikası; gündem oluşturma, politika oluşturma, uygulama ve değerlendirme gibi çeşitli süreçlerden oluşmaktadır (Yıldız & Sobacı, 2013, s 24). Kamu yararı için gerçekleştirilmek istenen veya kaçınılan Kamu Politikalarının doğru bir şekilde tespit edilmesi de uygulanması kadar önemli bir husustur. Kamu Politikası analizi, politika yapım sürecinin anlaşılması, kimler tarafından nasıl faydalanılacağının tespit edilmesi, elde edilmek istenen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği, neden bu politikanın güdüldüğü gibi soruların tespit edilerek, doğru ve tarafsız bir şekilde incelenmesini amaçlamaktadır. Anlaşılacağı üzere, analiz etmek taraflardan birinin haklarını savunmak anlamına gelmemektedir (Demir, 2011, s. 108). Kamu Politikası analiz süreci sorunun tespit edilmesinden uygulanmasına, çıktıların değerlendirilip sorunların çözülememesi durumunda sürecin tekrarlanmasına kadar çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Her şeyden önce sorun tüm yönleri ve tarafları ile doğru tespit edilmeli ve uygulanabilir eylem planı oluşturulmalıdır (Yıldız & Sobacı, 2013, s. 31). Nüfus Politikası ile ilgili pek çok tanımlama yapılsa da genel bir tanım olarak BM’nin yapmış olduğu tanım kullanabilir. Bu bağlamda Nüfus Politikası, nüfusun tüm nitelikleriyle ekonomik, sosyal ve siyasal olmak üzere bir takım hedefler doğrultusunda şekillendirilmesi için gerçekleştirilen politikalar olarak tanımlanabilir (Aile Bakanlığı, 2013, s. 16). Nüfus Politikalarının tespit edilmesinde toplumsal değerler ve kültürün önemli bir etkisinin de olduğu unutulmamalıdır (Christakis, 1974, s. 14). Çünkü politikanın başarılı olabilmesi için, politikanın uygulanacağı coğrafyanın özellikleri dikkate alınmalı ve politikalar bu doğrultuda şekillenmelidir. Bunlara ek olarak şunu belirtmekte fayda vardır; Nüfus Politikaları gelişmekte olan ülkeler için kalkınmanın ve gelişmenin bir aracı olarak görülmekte ve nüfusa ayrıca bir önem verilmektedir (Simmons, 1984, s. 435; Thomas & Grindle, 2016, s. 51). Nüfus Politikalarını tüm diğer özelliklerinin yanında temelde üçe ayırmak mümkündür. Bunlardan birincisi nüfusun, ülke kaynaklarının kaldıramayacağı şekilde hızlı arttığı ve/veya nüfusun çok fazla olduğu durumlarda uygulanan azaltıcı politikalar olarak anti-natalist politikalardır. İkincisi nüfusun giderek azaldığı, yaşlı nüfusun çalışan nüfusa göre artış gösterdiği veya kalkınma için gerekli nüfusun olmadığı durumlarda uygulanan artırıcı politikaları olarak pro-natalist politikalardır. Üçüncü ve sonuncusu ise nüfusun yenilenme oranında artışının devam ettirilmesi ve bunun yanında niteliğinin de geliştirilmesi yönünde uygulanan nüfus politikalarıdır. Türkiye’nin son dönemde gerçekleştirmek istediği politikalar ise üçüncü gruba dâhil edilebilir (Demir, 2016, s. 45). 2. Türkiye’de Uygulanan Nüfus Politikalarına Genel Bir Bakış 2.1. 1923-1965 Yılları arasında uygulanan nüfus politikaları. Cumhuriyet’in ilk yıllarında düşük nüfus artışı göze çarpmaktadır. Bunun başlıca sebepleri savaşlarda yaşanan kayıplar, salgın hastalıklar ve dış göçlerdir. Gerek Atatürk gerekse ondan sonra gelen diğer siyasiler bu durum karşısında, nüfusun hızla artırılabilmesi için seferlik başlatmışlardır. Nüfus artışı yalnızca askeri güç olarak değil, sanayileşmenin gerçekleşmediği ve büyük oranda ekonominin tarımsal üretime dayandığı bir ülkede kalkınma için de oldukça önemlidir (O. Demir, 2016, s. 46). Nüfusun artırılması yönündeki çabaların Büyük Millet Meclisi’ne kadar gittiği görülmektedir. Bunların başında, 1920’den başlayıp 1944’lere kadar dönem dönem gündemi meşgul eden Bekârlık Vergisi gelmektedir. Dönemsel olarak farklılık göstermekle beraber bu girişim genel olarak belli bir yaşa kadar evlenmeyenlerin fazla vergi ödemelerini öngörmektedir (Özer, 2013; Semiz, 2010). Ancak bu teklif birçok kez Meclis gündemine gelse de yasalaşmamıştır. Nüfusun artırılması yönünde ilk somut adım Cumhuriyet’in ilanından 3 yıl sonra Merkezi İstatistik Dairesi’nin kuruluşudur. Günümüzde Türkiye İstatistik Kurumu olan bu kurum, diğer pek çok gerekçe ile birlikte nüfus artırıcı politikaların belirlenmesi için nüfus sayımını gerçekleştirmiştir (Eryurt, Canpolat, & Koç, 2013, s. 131). Sayım sonucunda Türkiye’nin nüfusu 13 milyon 648 bin 270, nüfus yoğunluğu ise 18 olarak tespit edilmiştir (Doğan, 2011, s. 298). Ulaşılan rakam 1844 ve 1884 yılındakilere oldukça yakındır. Bu durum yaşanan kayıpların ve doğurganlık oranındaki düşüşün mahiyetini göstermesi açısından önemlidir. Bu tablo çerçevesinde; sağlık imkânlarının artırılarak salgın hastalar sonucu oluşan ölüm oranlarının düşürülmesi, evliliği ve doğumu teşvik ederek doğal nüfus artışının sağlanması ve dış göçlerle ülke nüfusunun artırılması gibi önlemler alınmıştır (Baytal, 2009, s. 18). Bu yıllarda uygulanan nüfus politikaları, genel itibari ile İtalya’nın uyguladığı politikalar örnek alınarak hazırlanmıştır. Bu bağlamda Prof. Gactano Zingali’nin Nüfusun Kemiyet ve Keyfiyetçe İnkişafı için İtalya’da alınan Tedbirler adlı eseri rehber kabul edilmiş; azami doğum-asgari ölüm ilkesi çerçevesinde, doğumların artırılması, evlilik kurumunun teşvik edilmesi, doğumları azaltıcı tedbir ve söylemlerin yasaklanması başta olmak üzere pek çok önlem alınması ön görülmüştür (Oktay, 2013, s. 37). Yasal olarak nüfusun artırılması yönünde atılan ilk adım Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’dur. 1930 yılında yürürlüğe giren kanun, hamileliğe engel olacak yahut çocuk düşürmeyi sağlayacak tüm araç ve gereçlerin alım-satımını yasaklamıştır. Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nda kürtaj ve doğum kontrol yöntemleri ağır ceza kapsamına alınmıştır (Eryurt vd., 2013, s. 132). Bunun yanında çocuk ölümlerinin azaltılması konusunda çocuk sağlığına yönelik yatırımların ve çocukların yetiştirilmesi için gerekli maddi yardımın yapılması gibi uygulamalar da hayata geçirilmiştir (Baytal, 2009, s. 24-25). Bir diğer yasal düzenleme ise evlilik yaşının düşürülmesidir. 1926 yılında asgari evlilik yaşı olarak kabul edilen, erkekler için 18, kadınlar için 17 yaşları 1938 yılında yapılan düzenleme ile erkekler için 17’ye kadınlar için 15’e düşürülmüştür. Bunların yanında, teşvik edici ve ödüllendirici uygulamaları da görmek mümkündür. Örneğin, 1930’lu yıllarda belediyeler başta olmak üzere yerel birimlere ana-çocuk sağlığının sağlanması yönünde politikalar yürütülmesi ve bu doğrultuda hastaneler kurulması, yoksullara ücretsiz sağlık hizmetinin yanında ücretsiz ilaç temin edilmesi yükümlülüğü getirilmiştir. Ayrıca beşten fazla çocuğa sahip ailelere yol vergisi muafiyeti sağlanmış, altı ve daha fazla çocuk dünyaya getiren annelere madalya veya para ödülü verilmiştir (Oktay, 2013, s. 39). Nüfusun dış göçlerle artırılması yönünde de politikalar yürütülmüştür. 1923-37 yılları arasında Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi gibi çeşitli sebeplerle Türkiye’ye 877.209 kişi göç etmiştir. Bunu 1950-1954 yılları arasında göç eden 165.905 kişi takip etmiştir. Göç eden bu kişilere ülkenin çeşitli bölgelerinde toprak temin edilerek iskânları ve üretime katkıda bulunmaları sağlanmıştır (Oktay, 2013, s. 40). Genel olarak bu döneme bakıldığında uygulanan politikaların büyük oranda başarıya ulaştığını ancak bir takım olağan dışı sebeplerle iniş ve çıkışlar yaşandığı görülmektedir. 1935 yılında yaşanan %2.11’luk nüfus artışının özellikle 1940-1945 yılları arasında ciddi oranda düştüğü gözlemlenmiştir. Bu düşüsün nedenleri arasında savaşların etkisiyle erkek nüfusunun azalmasının ve sağlık imkânlarının yetersizliğinin yanında; savaş sonrası gerçekleşen nüfus mübadelesi gibi diğer yollarla dış göç verilmesi sayılabilir. Bu azalış gelen dış göçler ve uygulanan diğer politikalar sayesinde durmuş ve yükselişe geçmiştir. 1960-1963 yılları arasında Almanya’ya yaşanan işçi göçleriyle bu yükseliş düşük bir oranda da olsa azalışa geçmiştir. Ancak döneme genel olarak bakıldığında tüm şartlar altında yükseliş eğiliminin korunduğu ve nüfusun arttığı görülmektedir. 1927 yılında tespit edilen 13.648.270 kişilik ülke nüfusu, 1960 yılında 31.391.421 kişiye ulaşarak %100’den fazla bir artış gerçekleşmiştir (Doğan, 2011, s.2.2. 1965-1982 Yılları arasında uygulanan nüfus politikaları. 1923-1965 dönemi öncesi yürütülen nüfus artırıcı politikalar başarıyla sonuçlanmış, ancak politikaların çıktılarının ve muhtemel etkilerinin değerlendirilmesi yapılmamıştır. Bunun yanında net bir hedef belirlenmediği için de hangi noktada durulacağı tespit edilememiştir. 1960’lardan itibaren oldukça hızlı bir şekilde artan nüfusun, ekonomik ve sosyal sorunlar doğurduğu yönünde eleştiriler yükselmeye başlamıştır. Bu dönemde artan sanayileşme kentlerde, iş gücüne olan ihtiyacı artırmış ve bu ihtiyacı karşılamak için de artan nüfusla beraber tarım sektöründe ortaya çıkan iş gücü fazlalığı kırdan kente göçü tetiklemiştir. Yaşanan bu iç göç ise yetersiz alt yapıdan dolayı kaçak ve çarpık kentleşme başta olmak üzere eğitim, sağlık, istihdam ve güvenlik gibi problemlerin yaşanmasına neden olmuştur