Cem Sultan’ın Türkçe Divanı’nda Hacca Dair Unsurlar - Tarihi Havadis

Cem Sultan’ın Türkçe Divanı’nda Hacca Dair Unsurlar

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/257900
Osmanlı hanedanının en renkli, o ölçüde de talihsiz kişilerinden biri kabul edilen Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmed’in küçük oğludur. İyi bir eğitim alarak yetişen Cem Sultan, babasının ölümünden sonra ağabeyi II. Bayezid’le taht mücadelesine girişmiş, gittiği Bursa’da halkın da gönlünü kazanmış, orada adına hutbe okutup sikke bastırarak hükümdarlığını ilan etmiştir. Ancak bu mücadeleyi II. Bayezid’in kazanmasıyla Osmanlı tarihine bir hükümdar olarak değil, talihsiz bir şehzade şair olarak geçmiştir.1 Onun şehzade olarak değil de sultan olarak anılmasının saltanat mücadelesinde ısrarcı davranmasından ya da kısa süreli de olsa kendini hükümdar ilan etmiş olmasından kaynaklandığı düşünülebilir. Cem Sultan, tahta geçmemesine rağmen şair sultanlar arasında anılan ve şiirlerinde şahsî duygularını ifade etmekte başarılı olduğu kabul edilen şairlerimizdendir. Şiir ve edebiyatla çok küçük yaşlardan itibaren meşgul olan Cem Sultan’ın Konya’da bulunduğu dönemde çevresinde adına “Cem Şairleri” denilen bir grup şair bulunmuştur ki Cem Sa’dî’si, Haydar Bey, Sehâî, Kandî, Şâhidî gibi dönemin ünlü şairlerinden oluşan bu guruptan bazıları onu gurbette de yalnız bırakmamıştır.2 Ağabeyiyle mücadelesinde çok kötü günler geçiren Cem Sultan’la birlikte bu şairlerin çoğu aynı hayatı yaşamışlardır. Avrupa’daki esaret hayatına bile onunla beraber katlanmaları bu bağlılığın ihsan ve caize sebebiyle olmadığını açıkça göstermektedir. Hatta Cem Sultan’ın özel yazılarını ve Divan’ını, hem şehzadeye olan sadakati hem de iyi bir şair olmasından dolayı bu grubun en meşhur şairi kabul edilen Cem Sâ’di’si yazmıştır.3 Cem Sultan’ın şiirlerinde Ahmed Paşa’yı örnek aldığı, onun tesirinde kaldığı, hatta gazel ve kasidelerinde onu taklit ettiği iddia edilmektedir. Kerem Kasidesi’ni Ahmed Paşa’nın “kerem” redifli kasidesine nazire olarak yazmıştır. Ayrıca Şeyhî, Necâtî gibi Osmanlı şairlerinin ve İran edebiyatından da Nizâmî, Selmân ve Hâfız gibi şairlerin etkilerinin olduğu bilinmektedir.4 Şiirlerinde kullandığı dil ise yaşadığı dönem Türkçesinin hususiyetlerini taşımaktadır. Cem Sultan, pek çok divan şairi gibi yeterince rind, çokça âşık, şairlik kudretinden emin, güzellere düşkün, aynı zamanda onlardan şikâyetçidir. Allah’ın kâinattaki eşsiz nizamına, ahengine ve hikmetine hayrandır fakat hükümdarlıkiddiasında bulunduğu için ağabeyi II. Bayezid’le savaşacak derecede de hırslı olduğundan diğer divan şairlerden ayrılan bir dünya görüşüne sahiptir. Bu durumu hanedan mensubu olmasına bağlamak mümkündür. Cem Sultan’ı diğer sultanlardan ayıran başka bir özelliği de hacca gitmiş olmasıdır. Osmanlı sultanlarından hiçbiri bu ibadeti yerine getirememiş olduğu halde o, Mısır’da bulunduğu dönemde eşi ve annesi ile birlikte Kahire’den Hicaz’a geçerek hacca gitmiş, bundan duyduğu manevî hazzı şu beyitlerle ifade etmiştir: Sultânlık olmaz ise dervişlik de hoştur Gör nice taht idindi taht ile tâcı Edhem Olsan şehen-şeh-i Rûm olmazdı hac nasîbin Bin şükr k’oldı rûzî bu devlet-i muazzez5 Cem Sultan Divan’ında hac ile ilgili unsurlar oldukça zengindir. Cem Sultan bu unsurları hem divan edebiyatının kalıplaşmış ifadeleri şeklinde hem de gerçek anlamlarıyla kullanmıştır. Onun hacca gidişine dair en meşhur söylemi; taht mücadelesine giriştiği ağabeyi II. Bayezid’e gönderdiği sitem yüklü şiiridir: Sen pister-i gülde yatasın şevk ile handân Ben hecr ile bâliş idinem hârı sebeb ne Bu saltanat-ı dünyâ ola adle mukârîn Haccü’l-Haremeyn anı taleb kılsa aceb ne II. Bayezid de buna karşılık ona şu cevabı göndermiştir: Çün rûz-ı ezel kısmet olınmış bize devlet Takdîre rızâ virmeyesin böyle sebeb ne Haccü’l-Haremeyn oldugına râzı olaydın Bu saltanat-ı dünyevîye bunca taleb ne6 Ancak bir başka şiirinde de Mekke’ye gidip Kâbe’yi tavaf etmesinin hiçbir mülke bedel olamayacağını ifade eden yine kendisidir: Mekketu’llâh’ı varup bir gün tavâf eyledügün Bin Karaman bin Arab bin mülket-i Osmândur (IX/2) Hayatının esaret altında geçmesiyle ilgili olarak feleğe; Küffâra esîr itdi beni çarh-ı bed-endîş Ol dem kanı kim mesken idi Ka’be-i ulyâ (VI/58) şeklinde sitem ederken, belki de hayatında teselli bulduğu yegâne zamanlardan biri olan hac yolculuğuyla ilgili olarak sevgilisine şöyle seslenmektedir: Cem’iyyet-i hacc itdi ger olsan ana hem-râh Bin Ka’be sevâbını bulur hoş sefer eyler (G. 41/7) Ancak, bir başka yerde de hacı olmanın gereklerine yeterince uymadığına dair özeleştiride bulunur: Didüm ey can kaçma Cemden hâcıdur güldi didi Gerçi hâcıdur velî can virür oglan üstine (G.301/8) Bunların dışında daha çok divan edebiyatının kalıplaşmış ifadeleri hâline gelen hac ile ilgili unsurlar Cem Sultan’ın dilinden beyitlere dökülmüştür. Fakat kullanılan bu ifadelerde dahi haccın dinî bir ritüel olduğu gerçeği göz ardı edilmemiş ve hac menasikine uygun ifadeler kullanılmıştır. Biz de bu çalışmamızda Cem Sultan’ın Divan’ında hacca dair unsurların yer aldığı beyitleri konularına göre tasnif ederek aşağıda verdik.