Çin, Japon ve Kore Mitolojilerinin Ortak Söylenceler Üzerinden İncelenmesi - Tarihi Havadis

Çin, Japon ve Kore Mitolojilerinin Ortak Söylenceler Üzerinden İncelenmesi

Mitler, bir toplumun kültürünü en yalın biçimiyle yansıtan, o kültürün düşünce yapısını anlamayı kolaylaştıran önemli kaynaklardır. Genel olarak evrenin yaratılışını ve şeylerin oluşumunu açıklamak amacıyla doğa yasalarına aykırı davranışlarda bulunan karakterlerin başından geçen olayları konu edinir. Doğu Asya tarihine bakıldığında Çin, Japon ve Kore tarihlerinin mitoloji ile başladığı ve tarihi kişilikler ile efsanevi kişilikler arasında tam olarak bir ayrım yapılamadığı görülür. Dünya mitolojisinin genelinde kullanılmış olan belirli evrensel mit kalıpları farklı coğrafyalarda hâkim kültürün ideolojisiyle biçim değiştirmiştir. Başka bir deyişle, aynı olaylar tarihin farklı zamanlarında, farklı toplumlarda aynı veya benzer şekilde yeniden meydana gelmiştir. Farklı kültürlere ait mitolojilerde yer altı dünyasının girişinin bir mağaradan olması, gökyüzü ile yeryüzünün bir gökkuşağı köprüsü ile birbirine bağlanmış olması, göğe yakın ilahi mekânların genellikle yüksek dağ tepelerinde olması ve yer altı dünyasının yemeklerinden yiyen birinin bir daha yaşayanlar dünyasına geri dönememesi bu evrensel kalıplardan bazılarıdır. Lévi-Strauss, evrensel kalıplar için kötü kayınpeder mitini örnek verir. Bu hususta Amerikan ve Japon mitolojisini karşılaştırır. “Ne olursa olsun hem Japonya’da hem de Amerika’da, gittiği yere ulaşan kahraman mekân sahibinin kızıyla karşılaşır. Kız, âşık olduğu kahramanı babasına götürür, babası evliliğe razı olur ama damadını hayatta kalacağını sanmadığı sınavlardan geçirerek yok etmenin peşindedir. Japonya’da olsun Amerika’da olsun kahraman, babasına karşı kocasının yanında yer alan genç kadının büyüleyici yardımı sayesinde hayatta kalır” (Lévi-Strauss, 2018: 59). Tarihin yazıya geçirilmesi ilk olarak Çin’de başlamıştır. Bugün Kore, Japon, Türk ve benzeri birçok milletin tarihi hakkında en eski bilgiler Çin hanedan yıllıklarından elde edilmektedir. Doğu Asya’nın kalbi ve çoğu zaman merkez ülke ya da anakara olarak tanımlanan Çin, kültür ve siyaset gibi birçok alanda komşu medeniyetleri etkilemiştir. Bu kültürlerden önde gelenler dil, siyaset, edebiyat, din ve benzeri pek çok alanda Çin tarzı sistemler kurmuş olan Japonya ve Kore’dir. Japonya bir ada ülkesiolmasından ötürü Kore’ye oranla daha özgün bir kültüre sahipken Çin ile neredeyse iç içe olan Kore yarımadası tarih boyunca Çin’in tesiri altında kalmıştır. Kore yarımadasında kurulmuş devletler Çin ve Japonya arasında bir köprü vazifesi görmüş, Çin kültürünü Japonya’ya tanıtanlar da yine Koreliler olmuştur. Bu üç milletin mitleri Dünya’nın öbür ucundaki Aztek, Mısır veya daha yakın bir millet olan Hindistan’ın mitleri ile benzerlik gösterebilir. Ancak bu çalışmada Çin, Japon ve Kore mitolojileri dar alanlı kültür kavramı bağlamında incelenecektir. Bu da demektir ki bu üç kültür, diğer milletlerin kültürüne benzer mit kalıplarına sahip olsalar dahi bunu en yakınlarında bulunan milletlerin kültürlerinden ödünç almışlardır. Bu çalışmada mitolojik karşılaştırmaya ilk olarak Çin’den başlanacaktır. Çünkü Çin, Dünya’nın en eski kültürüne ev sahipliği yapmakla birlikte Doğu Asya coğrafyasının da kalbidir. Çin’in ardından daha belirgin bir mitolojiye sahip olan Japon mitolojisine değinilecektir. Japon mitolojisi de tarih ile başlar; ancak sadece 6. yüzyıldan önceki dönemler mitolojiktir. Japon mitolojisindeki kahramanların tarihte gerçekten yaşamış bir kişi olup olmadığı bilinmezken Çin’de mitolojik kahramanlar gerçekten yaşamış kişiler olarak kabul edilen ilahi güçlere sahip imparatorlardır. Üçüncü ve son olarak Kore mitolojisine değinilecektir. Kore sözlü geleneğinin yazıya geçirilmesi Çin ve Japonya’dan sonra gerçekleşmiştir. Kore, Çin ve Japonya arasında kültürün bir geçiş alanı olduğu, iki kültür arasında adeta bir köprü vazifesi gördüğü için bu çalışmada oldukça önemli bir yere sahiptir. Efsanevi Beş İmparator ve Atalar Kültü Çin tarihi, Beş İmparator ve Üç (imparatorluk öncesi) Hanedan dönemleri ile başlar. Aynı zamanda Çin mitolojisinin de bir parçası olan bu beş imparator Çinlilerin atası olarak kabul edilen Sarı İmparator Huang-Di, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki bağlantıyı kesen İmparator Zhuan-Xu, takvimi bulan erdemli İmparator Yao, ahlakçılığın temsilcisi İmparator Shun ve tufan baskınını yatıştıran İmparator Büyük Yu Dayu’dur. Çin mitolojisinin en yüce Tanrısı kabul edilen İmparator Huang-Di’nin annesi, mite göre, Gök Tanrısının yıldırımına maruz kaldığında ona hamile kalmıştır. Bu yüzden İmparator Huang-Di Gök Gürültüsü ve Yağmur Tanrısı olarak kabul edilir. Lianshan (2015: 73) İmparator Huang-Di ve diğer dört imparatorun Çin mitolojisindeki konumlarını şu şekilde açıklamıştır: İmparator Huang-Di, “(…) Kunlun Dağı’ndaki en yüksek tapınağın tahtına oturdu ve merkezinde kendisinin bulunduğu tanrısal düzeni kurdu: Pusula taşıyan Doğu Tanrısı Taihao yani Fuşi, Ağaç Tanrısı Guomang’ın yardımıyla doğuyu ve baharı yönetir; terazi kolu tutan Güney Tanrısı Yandi, Ateş Tanrısı Curon’un yardımıyla güneyi ve yazı yönetir; marangoz gönyesi tutan Batı Tanrısı Şaohao, Metal Tanrısı Ruşou’nun yardımıyla batıyı ve sonbaharı yönetir; gülle tutan Kuzey Tanrısı Cuenşü, Su Tanrısı Şuanming’in yardımıyla kışı yönetir. İmparator Huangdi, orta gökyüzü sarayında oturur, Toprak Tanrısı Houtu’nun yardımıyla bütün evreni yönetir.” Tarihçiler Çin tarihinin Üç (imparatorluk öncesi) Hanedanlık dönemindeki Xia (M.Ö. 2700-M.Ö.1600) ve Shang (M.Ö. 1600-M.Ö. 1046) Hanedanlıklarını kültür olarak ele alırken Çin tarihini aslen Türk olduğu düşünülen, ancak kesin bir kanıt olmayan, Zhou Hanedanlığı (M.Ö. 1046 -M.Ö. 256) ile başlatırlar. Doğu Asya kültürünün önemli bir parçası olan atalara tapınma kültü Shang Hanedanlığı döneminde ortaya çıkmıştır. Yine kesin olmamakla birlikte bu inancın Türklerin Gök Tengri inancından geldiği düşünülmektedir. Shang Hanedanlığı’nın atası olan Shang-Di, “Baş Tanrı olarak gökyüzünü yönetir ve gökgürültüsü, şimşek, rüzgar ve yağmur gibi doğal olayları kontrol eder” (Cotterell-Storm, 2011: 473). Shang Kralı, kısaca Di olarak da anılan bu ata tanrısının Dünya’daki hizmetkarı, yani bir rahip-kral olarak hüküm sürerdi. Ayrıca kehanet kemikleri ile fal bakan rahip-kral ve ruhbanlar sınıfı Çin yazısının en ilkel biçiminin ortaya çıkmasına da vesile olmuşlardır. Zhou Hanedanlığı’nda ise durum biraz farklıdır. Cotterell ve Storm (2011: 420) Zhou’nun inancını şu şekilde tanımlarlar: “MÖ 1050 yılları civarında Şang hanedanını deviren Zhou istilacıları Tian ya da “Gökyüzü” denilen bir tanrıya tapınmaktaydılar”. Birrell (2016: 14) ise bu bilgiye ek olarak Zhou Kralı’nın “(…) Gökyüzü Tanrısının Oğlu (Tian Zi) (…)” olarak kabul edildiğini belirtir.






Etiketler: TARİH-İ HAVADİS, TARİHİ HAVADİS, Tarihi Havadis, tarih-i Havadis