Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi - Tarihi Havadis

Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi

Osmanlı Devletinin Birinci Cihan Harbine girmesinden bu yana harbi anlatan birçok eser kaleme alınmıştır. Bu eseri farklı kılan ise büyük ve kapsamlı bir savaşı okuyucuya kısa ve öz bir biçimde aktarmaya çalışmasıdır. Öncelikle yazar kitap da Birinci Dünya Harbine girilmeden önce Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşanan tarihsel süreçleri, olayların oluşumunu, gelişimi ve sonuçlarını okuyucuya anlaşılabilir ve akıcı bir dil ile başarılı şekilde aktarmıştır. Yazar, eserin ilk kısımlarında savaş öncesi önem arz eden tüm gelişmeleri kronolojik bir sırayla başlıklar halinde kısa kısa ele almış ve yalın bir dille açıklayarak savaş öncesinde savaşa sebebiyet veren olayları okuyucunun zihninde aydınlatmıştır. İlkin Başar Özal, savaş öncesi dönemde devletlerin artık doğal düşmanları ya da doğal müttefikleri olmadığı ve bunun sadece menfaate yani yararlı görülen ittifaklara yerini bıraktığı bir dönem olduğunu okuyucuya bildiriyor ve savaş öncesi gelişmelerde dünyada oluşan bu yapının savaşın en büyük nedenlerinden biri olduğunu vurguluyor. Ve yine devletlerin amaçlarına ulaşması için her türlü pratik araçtan yararlanabileceğini ve bu araçlardan birinin de savaş olduğunu yani savaşın amaca ulaşılması için pratik bir araç olarak görüldüğünü, hatta devletlerin artık savaşlara gerekli bir araç gözüyle baktığını okuyucuya açık bir dille arz ediyor. Yazar, kitapta özellikle Avrupa’nın da bu dönemlerde genel olarak yaptığı gibi Osmanlı Devletine “hasta adam” yakıştırması yapmıştır. O dönemde Osmanlı Devletinin durumuna bakılacak olursa bu yakıştırmanın maalesef ki yersiz olmadığı göze çarpıyor. 19. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren Osmanlı siyasi parçalanmaya girmiş bir devlet idi. Kaybettiği Cezayir, Tunus, Mısır, Sırbistan, Karadağ, Kars, Ardahan, Batum gibi bölgelerle beraber bunlarda yetmezmiş gibi 20. Yüzyıla İttihat Terakki ve Padişah arasında yaşanan çekişmeler ile girmiştir. Ve yine savaştan kısa bir süre öncesinde kaybettiği 1911-1912 Trablusgarp Savaşı ile 1912-1913 Balkan savaşları olmuştur. İlkin Başar Özal, Dünya da savaş öncesi ortamı hazırlayan Fas krizi, Agadir krizi, Balkan krizleri gibi yaşanan olayları kaleme almış ve okuyucunun savaşa sebebiyet veren akılda ki sorularını aydınlatmaya çalışmıştır. Bu dönemlerde devletlerin birbirine olan güvensizliği ve menfaatleri, Osmanlı Devletinin nasıl bir çıkmazda kaldığını açık bir anlatım ile okuyucuya sunmuştur. Savaş öncesi dönemlerde yaşanan olayları ülkelerin bakış açısından görerek değerlendirmiş ve bu bakış açısını kitapta dile getirmiştir. Ancak kitabın ilk sayfalarında gözüme çarpan bir paragrafta Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ki ilişkiye değinir iken Osmanlı Devletinin bir dost kazandığını zannettiğini ve Avrupalı devletlerin tehlikeyi sezdiğini aktarmıştır. Farklı bir bakış açısı ile bakıldığında sanki Osmanlı Devleti hiçbir şeyin farkında değil ve oluşabilecek tehlikeleri göremeyecek kadar ileri görüş yeteneği bulunmayan subaylardan ve devlet adamlarından oluştuğu gibi bir hava yaratmıştır. Tabi ki de bu böyle değildir Osmanlı Devleti kendisi için olabilecek tüm tehlikelerin ve kendisi üzerinden nasıl bir menfaat emelleri düşüncesinde olanların farkında ve kendi menfaatleri için bir çıkar arama çabasındadır. Hatta Sultan II. Abdülhamid bu savaşı 20 yıl önce görmüş ve Çanakkale’ye tabyalar kurdurmuştur. Zaten Sultan Abdülhamid’in bu ileri görüşlülüğü Osmanlı’nın geçmişten beri savaşın farkında olduğunun ve ne kadar ihtisaslı subaylardan ve devlet adamlarından oluştuğunun en sağlam kanıtlarından biridir. Eserde, anlaşma için ilk İngiltere’nin kapısının çalındığını ama İngilizlerin müttefikliğe olumlu bakmadıkları anlatılmış bunun yanında Almanya’nın da en başta Osmanlı ile müttefik olmak istemediğini ama Enver Paşanın son denemesi ile Almanlar ile anlaşıldığı okuyucuya aktarılmıştır. Yazar, Avrupa devletlerinin herhangi bir savaşa sebebiyet verecek hareketlerden kaçındığını ve hiçbir devletin hiçbir şekilde savaşa sebebiyet olmak istememesini ve devletlerin attıkları adımlarda temkinli davrandığını bazen de geri adım attığını anlatmıştır. Tabi ki de mantıklı düşünecek olursak hiçbir devlet uluslararası politikada savaş sorumlusu ya da savaş yanlısı ilan edilmek istemez. Eserde, gözüme çarpan özelliklerinden bir tanesi ise Avrupa’nın 1914-1918 yılları arasında kendi içinde yaşadığı sorunlar, çekişmeler ve örnek verilecek olursa İngiltere ile Almanya’nın arasında geçen I.Ypres savaşı ve bu savaşların devamı gibi konular işlenerek eser kapsamlı bir boyuta taşınmıştır.İlkin Başar Özal, yine eserin ilk kısımlarında yaşanan Balkan krizini anlatırken Rusya’nın kendi çıkarını sağlamak amaçlı Osmanlı Devletinden İstanbul Boğazlarının statüsü hakkında istekte bulunmuş olduğunu ve Osmanlının da bunu kabul etmemesiyle beraber Rusya’nın Balkanlar için kollarını sıvadığını bildirmiştir. Özellikle Balkanlarda Osmanlı Devletine karşı kurulan ittifakın Rusya’nın bir eseri olduğunu okuyucuya aktarmıştır. Osmanlı o dönemde daha Trablusgarp ile uğraşırken şimdi de karşısına Balkanlardan çıkacak olan sıkı bir ittifakla boğuşmak üzereydi. Osmanlı’nın bu durumunu sırtlanlar sürüsü tarafından köşeye sıkıştırılmış yaralı bir aslana benzetmek hiç de yanlış olmaz. Ama Osmanlı Devleti yine de tüm zorluklara rağmen savaş sonunda dimdik ayakta kalmayı başarabilmişti. Eserde, Avusturya-Macaristan veliahtının Saraybosna’ya gezi gerçekleştirmesi sırasında bir Sırplı tarafından suikaste uğramış olması vakasını okuyucunun kafasındaki soruları yanıtlayacak şekilde ayrıntılı olarak ele alındığı görülüyor. Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand’ın bir Sırplı tarafından öldürülmesi Avusturya-Macaristan’ı Sırbistan’a saldırmaya yöneltmişti. Yazar, bu olayda bütün dünyanın Almanya’ya güvendiğini ve Avusturya-Macaristan’ı 1913’te nasıl durdurduysa yine durduracağını düşündüğünü, ama Almanya’nın durdurmak için değil de savaşta yanında bulunmasını dünya kamuoyuna duyurmasıyla tüm dünyanın şaşkınlık içinde kaldığını bildirmiştir. İlkin Başar Özal’ın verdiği bu bilgiye bakılacak olursa, Almanya Avusturya-Macaristan’a savaş için arkasında olduğunu söylemek yerine onu ikna edip durdursa idi bir olasılık savaş olmayacak ya da savaşın başlaması daha uzun bir süre zaman alacaktı. Ama eserde aktarılan bilgiye göre Almanya bir Dünya Savaşının çıkacağına ihtimal vermiyor, Avusturya-Macaristan Sırbistan’a saldırdığında Avrupalı güçlerin bu saldırıya kayıtsız kalacağını düşünüyordu. Eserde, yazar Doğu Cephesinde Almanların en güvendiği planı olan Schlieffen Planının suya düşmesinden bahsediyor. Bu planın doğru işlemesi için önce Batıda ki Fransa’nın işini bitirmek gerekiyordu ama Almanlar bu planda başarılı olamadı Rusların devasa büyüklükte ki kalabalık ordusu beklenenden hızlı harekete geçti. Ve Almanlar birden Doğu Prusya’da kendilerini Ruslar ile savaşır halde buldular. Almanlara yapılmak istenende tam da buydu. Almanlar, Doğudan Ruslar tarafından Batıdan Fransızlar tarafından kıskaca alınmak isteniyordu. Yazar tam bu noktada Türk askerinin savaşta ki varlığının önemine vurgu yapmış, Türk askerinin Galiçya, Makedonya ve Romanya cephelerinde görev almasının İttifak kuvvetlerinin rahatlamasına neden olduğunu ve böylelikle Berlin’in Doğu Cephesini zaman içerisinde sorun olmaktan çıkarttığını kaleme almıştır. Bu konuda kanımca Osmanlı Devleti savaşın bir parçası olmasaydı Almanya’nın başını çektiği İttifak Kuvvetlerinin ağır bir bozguna uğrama ihtimali olasılığı var olabilirdi.