Marx’ın Tarih Anlayışı: Tarihsel Materyalizm - Tarihi Havadis

Marx’ın Tarih Anlayışı: Tarihsel Materyalizm

İnsanoğlu tarihin belli bir bölümünde, yaşadığı çağla geçmiş dönemler arasında benzerlikleri fark etmiş ve geçmişle - bugün arasında geçmiş, şimdi ve gelecek içerisinde yer alan zamansal bir bağ kurmuştur. İnsanoğlu, insanlığın her alanda ilerleme kaydedilebilmesi adına bu fark edilen bağın, elde edilen bilgilerin ve tecrübelerin gelecek kuşaklara aktarılmasının da zaruriyetini idrak etmiş ve böylece tarih biliminin ortaya çıkışında toplumsal etkenlerin ne kadar etkili olduğunu da gözler önüne sermiştir. Ancak insanların tarihi ele alış şekilleri ve tarihten beklentileri yaşamış oldukları tarihsel olaylardan etkilendiği gibi, bireyin sahip olduğu kolektif bilinçten de etkilenmekte, birey tarafından da şekillendirilmektedir. İşte tam da bu sebeple, hiçbir tarihçinin konuya boş bir zihinle baktığını söylemek mümkün olmayacaktır. Bu yüzden dönemlerin, toplumların, insanların tarih anlayışları ve tarihe verdikleri önem kendi içlerinde farklılıklar barındırabilmektedir (Göymen, 2007, s.1). Öyleyse “Tarih” sözcüğü için hem yaşanmış geçmişi adlandırmada hem de bu yaşanmış geçmişi konu edinen bilimi adlandırmada kullanılmaktadır diyebiliriz. Tarihin Batı Avrupa’da bir bilim dalı olarak özgürlüğüne kavuşması, felsefenin hâkimiyeti altından çıkması ise 19. Yüzyılı bulmakta ve tarih bilimi 19. Yüzyıldan sonra yeni bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır (Kesgin, 2014, s. 219-220). Tarih ilmi, hiçbir dönem 19. Yüzyıl Batı Avrupa'sında tartışıldığı kadar yoğun olarak tartışılmamış ve konu edinilmemiştir. Ayrıca 19. Yüzyılda tarih üzerine söylenenler, Modern Çağ'ın tarihi kavrayışını hala belirlemeye devam etmektedir. Yine bu dönemde ortaya konulmuş olan Marx’ın tarih anlayışı, modern dünyanın tarihe bakışını en çok etkileyen tarih anlayışlarından birisi olmuştur. Marx ,“şimdiye kadarki bütün tarihin bir sınıflar mücadelesi tarihi” olduğunu ifade etmiş ve tarihe yeni bir perspektif kazandırmıştır. Marx tarih anlayışını, Hegel’in yönteminden etkilenerek kurmuş olsa da Hegel’i belli noktalarda eleştirerek geride bırakmış ve bu yaklaşımıyla modern toplumun sorunlarını sistematik bir biçimde ele alan ilk düşünürlerden birisi olmuştur (Göymen, 2007, s. 1-3). Marx’ın felsefi sisteminin temelinde sadece Dünyayı anlamak, algılamak düşüncesi değil bunun da ötesine geçen dünyayı değiştirmek düşüncesi yer almaktadır. Aynı zamanda Marx, tarihin bir tekerrürden ibaret olduğunu, bu sebeple de Tarihte ilk kez yaşanan trajedi şeklinde son bulmuş bir olayın aynı şekilde ikinci kez gerçekleşmesinin ancak bir komedi olacağını dile getirmiştir. Marx'ın tarihsel hakikatleri ve tarihsel materyalizmi, toplumsal değişmenin sebepleriyle ilgili olarak doğrulanabilecek bir teori olmayı amaç edinmekte ve aynı zamanda onun tarih bilimine ve onun doğru şekilde anlaşılıp kavranmasına vermiş olduğu değeri de gözler önüne sermektedir. Kısaca Marx’ın felsefesi, 19. Yüzyıl toplum felsefesi geleneğinin, en önemli örneğini meydana getirmektedir. Ancak Marx’ın felsefesini bir yüzyıla sığdırmak hiç şüphesiz ki büyük bir yanılgıdır. Marx’ın felsefesi yalnızca 19. Yüzyıl felsefesinden değil, Batı kültüründeki bütün büyük felsefe geleneklerinden radikal bir kopuşu gözler önüne sermektedir. Nitekim 20. Yüzyıl açısından da Marx’ın felsefesi, devrimci(İhtilalci) ideolojinin bir simgesi olarak kendini göstermeye devam etmektedir (Cevizci, 2017, s. 856). Biz de tüm bu sebeplerden ötürü Marx’ın tarih anlayışını ve düşüncelerini, insanı emeğinin kölesi yapan, metalaştıran, değersizleştiren günümüz kapitalist sistemi karşısında değerli görerek, bu konu üzerinde yapılacak bir incelemenin yararlı olabileceğini düşündük. Marx’ın düşüncelerini nasıl ki bir çağla sınırlandırmak mümkün değilse, aynı şekilde ortaya koymuş olduğu düşüncelerini de bir makalenin kapsamı içerisine sığdırarak tam anlamıyla anlatmak mümkün değildir. Bu çerçevede bizim bu makaledeki amacımız, Marx’ın bugün adınada içerisinde önemli problemler, çözümler, anlamlar barındıran düşüncelerini sistemli bir biçimde ortaya koyarak, bu düşüncelerle bağlantılı olan materyalist tarih anlayışını açıklamaktır. Bu sebeple, makalemizde ilk olarak; Karl Marx’ın içine doğduğu çevreye aileye, eğitim hayatına tarihsel bir bakış sunmaya çalıştık. Makalemizin ikinci bölümünde ise, Marx’ın tarih anlayışını daha doğru bir şekilde kavrayabilmemiz için, onun düşünce sisteminin temellerine yani yabancılaşma kavramına, kapitalizm eleştirisine ve komünist manifestosuna değindik. Son olarak ise, Marx’ın dünyayı algılamak değil değiştirmek düşüncesine dayanan ve tarihi ekonomi temelli sınıf çatışmalarının tarihi olarak gören, tarihsel materyalizm anlayışını elimizden geldiğince aydınlatmaya çalıştık. Karl Marx (1818-1883) Karl Marx, 5 Mayıs 1818’ de Almanya’nın Ren bölgesindeki Trier şehrinde hahamların soyundan gelen, Yahudi asıllı burjuva bir ailede dünyaya gelmiştir. Annesinin aksine, Seküler bir eğitim alarak avukat olmuş, Aydınlanma taraftarı olan babası Heinrich Marx, Karl Marx’ı aydınlanmacı büyük düşünürlerle tanıştırmış bununla da kalmamış, Alman ve Yunan klasikleriyle tanışmasına da vesile olmuştur. Trier şehrinin ‘Viyana kongresi’ ile Prusya’ya bağlanmasıyla birlikte, Yahudiler sivil hakları konusunda çeşitli zorluklar yaşamaya başlamıştır. Bu dönemde Heinrich Marx avukatlık mesleğini kaybetmemek adına 1817 yılında Ilımlı Liberal Lutherci bir kiliseye geçmiş ve 1824 yılında da Protestanlığı kabul etmiştir. Heinrich Marx aldığı bu kararı ahlaki bir dönüşüm eylemi olarak değil de sadece tedbir amaçlı gerçekleştirilecek bir eylem olarak değerlendirmiştir. Marx ise babasının otoritelere ve güce boyun eğen itaatkâr tavrını hep eleştirmiştir. Marx’ın yetiştirilme döneminde, düşünce hayatını etkileyen bir nevi manevi akıl hocalığı yapan babası dışında Marx’a rol model olan isim ise üst sınıf Prusyalı kapı komşuları Ludwig von Wesphalen olmuştur. Ludwig von Wesphalen, Marx’ı Goethe’yi, Friedrich Schiller’i okumaya ve Yunan filozoflarının düşüncelerini öğrenmeye teşvik etmiştir. Daha sonraki dönemlerde Karl Marx, Trier Lisesinde eğitimini tamamlayarak, eğitim hayatına babasının da isteği üzerine on yedi yaşında, yani 1835’ de Bonn Üniversitesi’nin Hukuk fakültesine başlamıştır.1836’da Boon Üniversitesinden ayrılarak Berlin Üniversitesine geçiş yapmıştır. Berlin Üniversitesine girdiğinde ise burada Hegel’in düşüncelerinden etkilenerek felsefe öğrenimine başlar. Özellikle de Genç Hegelcilerden (daha sonraları sol Hegelciler olarak da anılacaklardır) olan Bruno, Edgar Bauer ve Max Stirner gibi isimlerin katıldığı Hegel’in doktrinin incelenerek tartışıldığı ortamlara katılarak tam bir “salon adamı” olan Marx, öğrencilik yıllarında kendisini gelecekte bir felsefe profesörü olarak görmeye başlar. Ancak Bruno Bauer’in, Boon Üniversitesinden atılması ile Marx’ın üniversitede bir kadro edinme düşüncesi hayal olur ve öğrencilik hayatı da 1841’de Jena Üniversitesi’nde sunduğu “Demokritos ile Epikouros'un Doğa Felsefelerindeki