Misakı milliyenin dış politikaya etkisi - Tarihi Havadis

Misakı milliyenin dış politikaya etkisi

Misâk-ı Milli’den Lozan’a İdealden Gerçeğe Türk Dış Politikası








Türkiye Cumhuriyeti ve dış politikada kurumsal mirasını devraldığı Osmanlı Devleti gelişmiş bir diplomasi makinesine sahip olmanın avantajlarından birçok durumda faydalanmıştır. Kaotik dönemlerin görece zararsız atlatılmasından, farklı güç odakları arasında doğru manevralarla hareket edebilmeye dek, Türk dış politikası fiili durumda beceriklilik konusunda bir sürekliliğe ve devlet geleneğine sahip olagelmiştir. Öte yandan, pratikteki başarının arkasında bir eksiklikten de söz edilebilir; bu da kuramsal bir zeminde dış politika felsefesinin ve ilkelerinin, tarihten ve sosyal bilimlerden destek alarak tartışmaya tabi tutulmasıdır. Türkiye’de bu alanda belirli bir literatür üretilmiş olsa da, mevcut dış politika meselelerinin altının tarihsel tartışmalar ile doldurulmasında hala çok eksik kalındığı söylenebilir. Mustafa Budak’ın Misak-ı Milli’den Lozan’a adlı çalışması öncelikle böyle bir çabanın ilk meyvelerinden birisi olarak düşünülebilir. Bu metin yalnızca dönemsel bir tarih çalışması olarak ele alınamaz; zira mevcut siyasî atmosferde belirlenmesi gereken dış politika stratejisine dair bir ima içermektedir. Gerçi Mustafa Budak’ın en önemlibir belge olması, yani İmparatorluk-Cumhuriyet ya da İstanbul-Ankara arasında bir kırılma noktasını sembolize etmemesidir; zira “İstanbul” ya da Osmanlı’nın karar alıcıları da diplomatik tutumlarıyla Misak-ı Milli’nin öncüsü olmuşlardır. Ancak tarih yazımı açısından önemli olan bu tespitin gerisinde yatan daha önemli -ve kitaba da karakterini veren- şey, devlet sürekliliği değil, kapanmayan bir konunun kapanmadığının okura hatırlatılmasıdır. Diğer bir deyişle, asıl önemli olan Misak-ı Milli’yi kimin yazdığı değil, yazılanın ne kadarının hatırlandığıdır. Budak’ın okura Misak-ı Milli’nin içeriğindeki unutulmuş noktaları hatırlatma konusundaki ısrarı, kendisinin de kitabın önsöz, giriş ve sonuç bölümlerine yazdıklarından anlaşılabileceği gibi, aslında tarihsel değil, tamamen güncel bir konudur. Mustafa Kemal Paşa’nın Sakarya Zaferi ile ilgili olarak “Viyana’da başlayan çekilme Sakarya’da son buldu” demesi gibi, Mustafa Budak da, Karlofça Antlaşması’ndan itibaren iki yüz yıllık bir çekilme olduğunu vurgulamış ve Misak-ı Milli’yi bu çerçevede kavramsallaştırmıştır. Nitekim Irak Savaşı’nın yaşandığı günlerde yapılan kitabın ikinci baskısında, coğrafyanın değişiminin başladığını -on beş yıl sonra kesinlikle yerinde bir tespit olduğu anlaşılmaktadır- belirtmiştir. Böylece Misak-ı Milli, Budak tarafından, Türkiye’nin hatırlaması gereken geçmişiyle, kurması gereken geleceği arasında bir noktada tartışılmıştır.  





EmoticonEmoticon