Muhammed Hasan Alvân’ın “Mevtun Sağîrun” (Küçük Bir Ölüm) Adlı Romanının Teknik ve Tematik İncelemesi - Tarihi Havadis

Muhammed Hasan Alvân’ın “Mevtun Sağîrun” (Küçük Bir Ölüm) Adlı Romanının Teknik ve Tematik İncelemesi

İbnü’l-Arabî (1165-1240)1 , gerek mutasavvıf gerekse filozof kimliğiyle üzerinde en çok araştırma yapılan İslâm âlimlerindendir. Hayatı, kişiliği, fikirleri ve günümüze ulaşan onlarca eseri hakkında Batıda ve Doğuda hâlâ çalışmaların yapıldığı ve bu çalışmaların çoğunun da akademik nitelikte olduğu bilinmektedir. Eserleri ve fikirleriyle sadece din adamlarına değil edebiyat araştırmacılarına da zengin veriler sunan bir şahsiyettir. Suudi Arabistan’ın genç edebiyatçılarından olan Muhammed Hasan Alvân, İbnü’lArabî’nin hayatını ele alan Mevtun Sağîrun adlı romanı yazmıştır. Bu roman, 2017 yılının en iyi Arap romanı ödülünü kazanmıştır2 . Arap yazarların son yıllarda tasavvuf konusunu eserlerinde daha sık bir şekilde işlemeye başladıkları görülmektedir. Bu konunun günümüzde bu denli popüler hale gelmesinin elbette bazı sebepleri vardır. Son yıllarda Ortadoğu’da tırmanan şiddet bunların en önemlilerinden biridir. Alvân, biyografik romanını, otobiyografik roman tekniği ile kaleme almıştır. Alvân, kendi perspektifinden İbnü’l-Arabî’nin iç dünyasına odaklanmıştır. Romanı da gerek içerik gerekse içeriğe uygun olarak kullanılan anlatı teknikleri açısından Arap edebiyatında biyografik roman türüne iyi bir örnek teşkil etmiştir. Bu çalışmada, bahsi geçen eser, teknik ve tematik açıdan değerlendirilecektir. 1. Roman Hakkında Genel Bilgiler Roman, 598 sayfadan oluşmaktadır. Eser, 12 ana bölümden ibaret olup rakamla 1’den 100’e kadar alt bölüme ayrılmıştır. Her alt bölümün başında, İbnü’l-Arabî’ye atfedilen özlü bir söz aktarılmaktadır. Yazar, romanındaki alt bölümlerin 88’inde, İbnü’l-Arabî’nin doğumundan ölümüne kadarki hayat hikâyesini kaleme almış, geri kalan 12 alt bölümde ise Mevtun Sağîrun adlı eseri İbnü’l-Arabî’nin yazmış olduğu bir yazma eser olarak sunmuş ve bu yazma eserin günümüze kadar nasıl ulaştığını anlatmıştır. Bu bölümlerin her biri kısa bir öykü gibi kaleme alınmıştır. Yazar, ilki hariç diğer yazmaların her birini ana bölümlerin sonuna yerleştirmiştir. Birinci yazma ise romanın başında yer almaktadır. Bu yazmaya göre İbnü’l-Arabî, bu eseri,Azerbaycan’da miladi 1212 yılında, bir dağ evinde yazmıştır. Diğer yazmalar yani 12 kısa hikâye ise İbnü’l-Arabî’nin ölümünden sonra eserin nerede bulunduğunu, tarihleri ile birlikte elden ele günümüze kadar nasıl intikal ettiğini aktarmaktadır. Bu 12 kısa hikâyenin sırası şu şekildedir: Sıra Şehir Tarih Sıra Şehir Tarih 1 Azerbaycan 1212 7 Amasya 1409 2 Halep 1248 8 İstanbul 1617 3 Halep 1259 9 Şam 1873 4 Şam 1260 10 Şam 1925 5 Kerek 1309 11 Hama 1982 6 Semerkand 1401 12 Beyrut 2012 Bu çalışmada asıl konu İbnü’l-Arabî’nin biyografisi olduğu için yukarıda bahsi geçen 12 kısa hikâye hakkında verilen bu kısa bilgilerle yetinilecektir. 1.1. Yazar Suudi Arabistanlı yazar Muhammed Hasan Alvân, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da 1979 yılında dünyaya gelmiştir. İlk ve orta öğrenimini Riyad’da tamamladıktan sonra lisans öğrenimini Kral Suud Üniversitesi Bilgisayar ve Bilgi İşlem Fakültesi Bilgi İşlem Bölümünde tamamlamıştır3 . Yüksek lisansını Amerika Birleşik Devletleri’nde Portland Üniversitesi’nde, doktorasını ise Kanada’da Careleton Üniversitesi’nde İşletme alanında yapmıştır.4 Suudî Arabistan’da eş-Şark gazetesi ve çeşitli dergilerde yazılar yazmıştır. Alvân, genç bir şair olarak Suudi Arabistan’da tanınmış ve 2002 yılında ilk romanını yayınlamıştır. el-Kundus adlı romanı 2013 yılında en iyi Arap romanı ödülüne aday romanlar arasında gösterilmiş ve 2015 yılında Fransa Arap Enstitüsü tarafından Fransızcaya tercüme edilen en iyi Arap romanı ödülünü almıştır. Mevtun Sağîrun romanı ise 2017 yılında en iyi Arap romanı ödülünü almıştır5 .Yazarın yayımlanmış romanları sırası ile şunlardır: - Sakfu’l-Kifâye (2002), - Sofya (2004), - Tavku’t-Tahâre (2008) - el-Kundus (2011) - Mevtun Sağîrun (2016) 1.2. Romanın Özeti İbnü’l-Arabî, Endülüs’ün İşbiliyye şehrinde dünyaya gelir. Babası Mersiyye hükümdarının kâtiplerinden Ali’dir. Annesi Nur ise azatlı bir köledir. İki kız kardeşi vardır. İşbiliyye’nin kuşatılması ve daha sonra Muvahhidler tarafından işgal edilip emirinin öldürülmesi neticesinde, ailesi ve akrabaları ile birlikte şehirden ayrılır ve Mersiyye’ye yerleşir. Ebesi Fatıma bintu’lMusennâ, ilerleyen zamanlarda İbnü’l-Arabî’ye yeryüzünü koruyan dört veted6 olduğunu ve bu vetedleri bulması gerektiğini söyler. İlk vetedin de İşbiliyye’de yaşadığını ona haber verir. Ancak vetedleri bulması için kalbini temizlemesi gerektiğini vurgular. İbnü’l-Arabî’nin babası, İşbiliyye Emiri’nin kâtibi olarak görev alır ve oğlunu İşbiliyye’de ilmiyle meşhur bir hocanın tedrisat halkasına dâhil eder. İbnü’l-Arabî bir müddet sonra Yusuf el-Kûmî’nin ders halkasına katılır. Hocasından tasavvufa dair bilgiler edinmeye başlar. Hocasından gördüğü bazı hâllerin kendisinde de tezahür etmesini diler. Şeyhinin ders vermeyi bırakması ile birlikte, şehirdeki farklı hocaların ders halkalarına katılır ve o hocaların tüm kitaplarını okur. Bu süre zarfında Frederik adında bir kitapçıyla tanışır. Frederik’in Grek, Hint ve Çin kültürlerine ait kitaplar hakkında bilgi sahibi olduğunu gören İbnü’l-Arabî, onun sohbetlerine katılır. İbnü’l-Arabî bu süreçte, arkadaşı el-Hârîrî ile birlikte hayatında ilk defa içki içer ve başka şehirlere gitme hayalleri kurmaya başlar. Bir müddet sonra halife vefat eder. Yerine geçen halife oyunları, içkiyi ve bazı kitapları yasaklar. Bu yasaklardan hoşlanmayan İbnü’l-Arabî, Frederik’in evinde arkadaşı el-Harîrî ile birlikte içkiiçmeye devam eder. Bir gün Frederik’in evinde eğlence meclisindeyken kendisinde bir hâl tezahür eder ve içki meclisine bir daha dönmemek üzere orayı terk eder ve kendini bir mezarda bulur. Bu mezarda birkaç gün kaldıktan sonra evine döner. Babası ona neler olduğunu sorunca: “Bu bir cezbedir. Allah’ın benim için seçtiği yolun dışına çıkmamdan dolayı O, beni doğru yola iletti.” der.



TARİH-İ HAVADİS, TARİHİ HAVADİS, Tarihi Havadis, tarih-i Havadis