Osmanlı Basınında Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’yü Kurtarması / Tarihi Havadis - Tarihi Havadis

Osmanlı Basınında Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’yü Kurtarması / Tarihi Havadis

Osmanlı Basınında Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’yü Kurtarması / Tarihi Havadis
On dokuzuncu yüzyılda genelde dünya, özelde ise Avrupa savaştan uzaklaşmış bir görünüme sahipti. Avrupa’da söz sahibi olan devletler, bir ikisi hariç, Napolyon Savaşları’ndan beri Avrupa’nın uluslararası meselelerinde birlikte karar vermekteydi. Bu durum, Büyük Güçlerin yöneticilerinin, birbirleriyle müzakere etmesine ve büyükelçilerden oluşan komitelerin sık sık toplanmasına neden olmaktaydı. Bu toplantılarda Osmanlı Devleti’nin ödeyemediği dış borçlar gibi farklı sorunlar dahi ele alınmaktaydı. Adına “Avrupa Uyumu” denilen işbirliği 1815’teki Viyana Kongresi’ne dayanmaktaydı 1 . Bu uyum aracılığıyla ulusların haklarına saygı gösterilmesi, anlaşmazlıkların silahla değil barışçı yollarla çözülmesi hedeflenmekteydi. Avrupa ülkelerindeki bu dayanışma zamanla kalıcı hale gelmişti ve bu yolla uluslararası ilişkiler birkaç kuşaktan itibaren iyi idare edilmişti2 . Avrupa’daki bu denge Almanya ve İtalya’nın, Avrupa’da iki yeni devlet olarak ortaya çıkmasıyla değişmeye başladı. Alman ve İtalyanların siyasi ve milli birliklerini tamamlamasıyla, Avrupa siyasetine iki yeni güç katılmıştı. Bu iki yeni gücün sahneye çıkması, Avrupa diplomasisinde değişim yaşanmasına sebep oldu. Ayrıca bu değişim ve dinamizm önce bloklaşmayı sonrasında da Birinci Dünya Savaşı’na kadar giden süreci başlattı3 . Bu büyük savaş önceki savaşlardan daha farklı bir niteliğe sahipti. Dünya ilk kez küresel ölçekte bir savaşa şahit olmaktaydı4 . Fransız İhtilali’nden Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar geçen süre, Osmanlı Devleti’nin çok fazla sorun yaşadığı bir zaman dilimi olmuştu. Osmanlı Devleti bu süre içinde, dış müdahaleye açık ve artık düşmüş bir Şark İmparatorluğu olarak görülüyordu. Ayrıca, toprak kayıplarına uğrayarak, bir Büyük Güç olmanın vasıflarını süratle yitirmeye de devam ediyordu. Tahsin Paşa’nın ifadesiyle, “İdare-i maslahat politikası para etmez olmuştu.” Bir taraftan emperyalist sömürü ve yayılmacılık, diğer taraftan merkezkaç güçlerin gittikçe daha fazla baskın çıktığı bu yüzyılda, Osmanlı Dünyası ile Batı Avrupa arasında ortaya çıkan uçurum adeta geri çevrilemez bir nitelik kazanmıştı. Bu durumun yol açtığı siyasal ve toplumsal sonuçlar, savaş sonrasını derin biçimde etkilemişti. Osmanlı Devleti ıslahat yolundaki tüm çabalarına, devletin gidişatının yani meselenin özünü kavrayabilmiş cesur ve yetenekli devlet adamlarının girişimlerine rağmen, her geçen gün daha da ağırlaşan beka sorununu çözememişti. Bu sebeple kaybettiği “Büyük Güç” sıfatınıyeniden kazanmayı ve devletlerarası yaşamın gerçekliklerini sağlayacak dönüşümleri gerçekleştirmeyi başaramamıştı. Osmanlılar, Batı ve Merkez Avrupa’da meydana gelen sanayileşme ve zenginleşme sürecinin çemberine dâhil olamadığı için aleyhlerine faaliyet gösteren dinamikler de daha kolay ve daha kısa sürede sonuç üretir olmuştu5 . Osmanlı Devleti içinde bulunduğu zor durumun farkında olduğundan, bloklaşan Avrupa karşısında safını açıkça göstermek istiyordu. Önce İtilaf Devletleri ile görüşüp bu blokta yer almak isteyen Osmanlı bürokrasisi, olumlu cevap alamayınca 1870’lerden 1914’e kadar geçen sürede her alanda müthiş bir gelişme kaydeden Almanların safına kaymaya başlamıştı 6 . İngiltere ile yarış içerisine giren Almanya, İkinci Wilhelm’in onayıyla 2 Ağustos 1914 yılında Osmanlı Devleti’yle gizli bir ittifak anlaşması imzalamıştı. Almanya İmparatoru’nun aslında Osmanlı Devleti’nin dostu olmadığı ve sadece Şark’ta Alman çıkarlarını gerçekleştirmek isteğiyle bu anlaşmayı imzaladığını iddia edenler de vardı 7 . Karşılıklı beklentilere dayanan bu anlaşmayla Osmanlı Devleti yalnızlıktan kurtulmuş, zaten başlamış olan savaşa da iki ay sonra fiilen dâhil olmuştu.