Sovyetler’in Çıkmazı - Tarihi Havadis

Sovyetler’in Çıkmazı

Kolonilerde komünizm, yabancı egemenliğin üstesinden gelmeksizin düşünülemezken, ulusal özerklik ve devlet inşası da komünizm olmadan düşünülemiyordu. Buna rağmen, 1960’ta Nehru’nun merkezî yönetimi ilk seçilen komünist devlet hükümetini Kerala’da görevden almıştı. Buna ek olarak, Delhi, Tibetli mültecileri Çin’den korumaya karar vermişti. Mısır'da Nasır, yerli ve yabancı komünistleri aynı şekilde hapse attı. Endonezya'da ordu ve Sukarno'nun komünist destekçileri arasındaki kırılgan ilişki geçici olarak çöktü, bazı komünistler tutuklandı.
Sosyalizmin Marksist pozisyona girmeyen insanlar tarafından inşa edilip edilemeyeceği sorusu, Sovyet seçkinlerinin kafasındaydı. SSCB, sosyalizme giden rotadan sapmaları eleştirmesine rağmen, o an için Üçüncü Dünya’daki anti-emperyalist, sosyalist olmayan liderliklerin ilerici doğasını doğruladı. Vietnam’ın sosyalist bayrak altında birleşmesi ve Küba’nın mücadelesi, Moskova’nın dış politikasını bilinçli bir şekilde sorgulayan sol radikalizmi temsil ediyordu. Küba, Latin Amerikalı devrimciler için bir model olmaya devam etti ve Vietnam'ın ABD'ye karşı kazandığı zafer, başkalarına ilham verdi. (Bu zafer, aynı zamanda Sovyet liderlerini diğer devrimci hareketleri desteklemeye daha açık hâle getirebilirdi.) Ama Sovyetler’e asıl muhalefet, Mao’nun Çin’i tarafından yapılacaktı.
Sovyetler Birliği, iki çelişkili politika izlemeye çalışıyordu ve Çin, bu çelişkiyi açığa vuruyordu. Moskova, kısmen Avrupa işçi sınıfı içindeki itibarını da düşünerek, ABD ile “barış içinde bir arada yaşama”k istiyordu. Ancak Moskova, ayrıca ulusal kurtuluş hareketlerini de desteklemekten yanaydı. Çin, ikisinin kolayca uzlaşamayacağını işaret ediyordu. Sovyetler, Cezayir'deki Geçici Hükümeti, Fransızları yabancılaştırmaktan korktuğu için tanımaya devam ederken Pekin, Cezayirli isyancılara yardım ve silâhlar sağlıyordu.
Castro'nun Batista'ya karşı kazandığı zaferden iki yıl sonra elçileri, Küba’nın Fransa’ya karşı bağımsızlık için mücadele eden Cezayirlilere yardım teklifini iletmek için okyanusu aştılar. Birkaç hafta sonra, Aralık 1961'de, bir Küba gemisi Cezayirliler için Kazablanka'da silâhlarını indirdi ve yetmiş altı yaralı gerilla ve mülteci kamplarından yirmi çocuğu olarak Havana'ya geri döndü. Küba’nın Afrika yolculuğu başlamış oldu. Bu tek gemi, Küba enternasyonalizminin ikili desteğini temsil ediyordu: askerî yardım ve insanî yardım. Küba, beyaz olmayan, fakir, güçlü bir düşman tarafından tehdit edilen ve kültürel olarak hem Latin Amerikalı hem de Afrikalıydı. Bu nedenle, benzersiz bir melezdi: Üçüncü Dünya duyarlılığına sahip sosyalist bir ülke. Bundan sonra Havana’nın Afrika’daki dikkatinin odağı, Portekiz’den bağımsızlık için savaşan isyancıların Küba’nın yardımını istediği Gine-Bissau’ya yöneldi. Küba askerî eğitmenleri ve doktorları 1966'da asilere katıldılar ve 1974'te savaşın sonuna kadar kaldılar.
Küba’nın 1966-67’de Latin Amerika’daki silâhlı mücadeleye odaklanması, Sovyetler Birliği ile olan ilişkisinde zorlanmalar yarattı. Moskova, Latin Amerika hükümetleri ile olan ticarî ve diplomatik bağlarını genişletmeye çalışıyordu; oysa bunlar, Castro’nun devirmeye çalıştığı hükümetlerdi. Coğrafî olarak Latin Amerika, muhtemelen Sovyet müdahalelerinin en sınırlı olduğu alandı. Küba-Sovyet ilişkisi, çeşitli iniş ve çıkışlara rağmen Soğuk Savaş boyunca sürecek, ancak Moskova, Küba’nın devrimi kıtaya yayma isteklerini teşvik etmekten çok, genel olarak kısıtlamayı tercih edecekti.[1]
Ergin Kurt
Dipnot
[1] Castro’nun sosyalizme giden seçim ve silâhlı mücadele yollarından ikisini de desteklediği biliniyor. Ama söz konusu Latin Amerika olunca, Birleşik Devletler müdahalesinden de çekinmekteydi. Foko teorisi ilk dönemlerde başarısız olunca, seçim yolunu savundu (Bu dönemde de Tupamarolara yardıma devam ediyordu.) Barışçı geçiş Şili’de engellenince, bu sefer tekrar silâhlı mücadele teorisi, kendiliğinden ön plana geçti. (Sandinistalar, FARC-EP.)