Türkiye'nin Yakın Dönem Dil Politikaları - Tarihi Havadis

Türkiye'nin Yakın Dönem Dil Politikaları

Türkiye'nin Yakın Dönem Dil Politikaları

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/448222

Modern zamanlarda siyaset aynı ulusal sınırlar içerisinde yaşayan halkların din, dil ve ırk merkezli çatışmalarına sahne olmaktadır. Milliyetçilik çağına kadar daha çok yerel düzeyde ve göreli seyrek şekilde cereyan eden bu tür gerilimler 19. yüzyılla birlikte pek çok ülkede siyasal birliği ve toplumsal istikrarı tehdit etme potansiyeline ulaşmıştır. Bu anlamda bir ülkede mevcut dillerin resmî statüsü etnik bir çatışmanın doğrudan nedeni olabileceği gibi, başka nedenlerden kaynaklanan çatışmanın dolaylı sonucu şeklinde de ortaya çıkabilir. Dolayısıyla aynı siyasal ünite içerisinde dil planlaması aracılığıyla dillerin statüsünü belirlemek, modern devletler açısından kritik bir öneme sahiptir (Pool, 1991: 495-96). Zira modern ulus-devletler açısından dil politikası, sadece kamu hizmetlerini vatandaşlarına sağlıklı şekilde ulaştıracağı bir araç değil, aynı zamanda bireyin üyesi olduğu siyasal birimle özdeşlik kurabilmesini mümkün kılan veya kuramamasına neden olan bir süreç olarak algılanmaktadır. Bu durumda bireylerin dil davranışı etnik saikler yanında, dillerin göreli prestij düzeyine, resmî konumlarının varlığına, ekonomik yaşamda ağırlıklı olarak kullanılıp kullanılmadığına vb. göre değişiklik göstermektedir. Başka bir ifadeyle etnik azınlıklardan veya göçmen işçilerden meydana gelençok-dilli bir toplumda yasal bir engel olmamasına rağmen etnik dillerin kamu yaşamında ağırlıklı bir kullanımı söz konusu olmayabilir. Bu durumda ülkede konuşulmakta olan dillerin birini veya birkaçını diğerlerine göre avantajlı bir konuma yükselten bir dil politikasının bireylerin dil davranışı veya seçimi üzerinde önemli bir ağırlığa sahip olduğu (Esman, 1992: 381-82) yapılan alan araştırmalarıyla da desteklenmiştir. Yaklaşık bin yıl kadar önce diğer Türk dilli topluluklardan ayrılarak Anadolu'ya göç eden, buralarda farklı etnik gruplarla kaynaşarak yeni devletler kuran, kültürleşme yoluyla onları etkilediği gibi onlardan da etkilenen ve bu süreçte bir inanç sistemi olarak İslam'ın benimsenmesiyle Arap-Fars ağırlıklı medeniyet dairesinin etki alanına giren, nihayet Bizans'ın Anadolu ve Balkanlar'daki varisi sıfatıyla Batılı hususiyetler kazanan bir toplumun konuştuğu ve yazdığı dilin evrimi, Anadolu Türklüğünün serüveni kadar ilginç ve renkli olmalıdır. Zira Türkiye Türkçesinin Orta Asya'da başlayan ve bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde tek resmî dil olarak varlığını sürdüren gelişimini anlayabilmek için Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı devleti içerisindeki konumu kadar, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet idareleri tarafından çeşitli saiklerle nasıl bir müdahaleye tabi tutulduğu da kritik bir öneme sahiptir. Özellikle Cumhuriyet döneminde uluslaşma ve çağdaşlaşma ideallerinin gündeme getirdiği "özleştirme" (purification) çabalarına rağmen Türkiye Türkçesi günümüzde mile mevcut söz dağarcığı bakımından Arapça ve Farsça gibi medeniyet dillerinden olduğu kadar, Rumca ve Ermenice gibi Anadolu'nun etnik dillerinden de çok sayıda kelimeyi bünyesinde barındırmaktadır. Farsçanın devlet dili olarak benimsendiği Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu deneyimlerinden sonra Osmanlı yönetimi altında Türkçe hem resmî dil, hem de farklı etnik grupların üzerinde anlaşma sağladıkları aracı dil (lingua franca) işleviyle dört başı mamur bir imparatorluk dilidir. Bu niteliğiyle Türkçenin Osmanlı döneminde bir yandan yerel, diğer yandan uluslararası düzeyde kültürel etkilere açık olması anlaşılır bir şeydi. İmparatorluk çağında tıpkı diğerlerinde olduğu gibi Osmanlı'da da devletin benimsediği resmî dil, hanedanın gayritürk uyruklarının devlet ile bütünleşmelerini engelleyecek bir sorun olarak algılanmadı. Hele hele geleneksel Millet Sistemi ile tebaasını inanç temelinde sınıflandıran Osmanlı'da gayrıtürk ve gayrımüslim unsurların etnik dillere tekabül eden bir kolektif kimlik tahayyülü yakın dönemlere kadar güçlü bir karşılık bulmadı. Üstelik devlet ile tebaa arasındaki resmî ilişkilerde var olan düşük yoğunluk, farklı etnik dillere de resmiyet tanınması gibi talepleri gündeme getirmekten çok uzaktı.


EmoticonEmoticon