Uygur Sihir Masallarındaki İslamî Unsurlar - Tarihi Havadis

Uygur Sihir Masallarındaki İslamî Unsurlar

Eskiden Türk toplumu gibi, Gök Tanrı inancında olan Uygurlar tarihsel süreçte Maniheizm, Budizm, Hristiyanlık (Nasturilik) ve İslamiyet gibi dinleri kabul etmişlerdir. Uygur kültürünün şekillenmesinde bu dinlerin önemli etkisi olmuştur. Bu çeşitliliği masallarda da görmek mümkündür. Bu makalede İslamî unsurların Uygur sihir masallarındaki durumu ele alınıp incelenecektir. İslamiyetin Uygur sihir masalları üzerindeki etkisine geçmeden önce, Uygurların kabul ettiği diğer dinler hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır. Peter B. Golden’a göre Uygurların dini Göktürklerinkine yakın, Şamanlık ve Gök Tanrı dini olup komşu yerleşik toplumların etkisi altında kalmış bir inançtı (Golden, 2013: 186). Uygurlar yerleşik düzene geçtikten sonra bütün inançlara hoşgörü ile yaklaşmışlardır. Şamanlık, Maniheizm, Hristiyan ve İslam dinine inanıp bu dinlerin koruyuculuğunu üstlenmişlerdir. 5 ve 6. yüzyıllarda Hoten, Kuça ve Turfan Budist kültürünün önemli bir merkeziydi. 8 ve 9. yüzyıllarda Turfan bölgesi Budizm, Maniheizm ve Nasturi Hristiyanlığın önemli faaliyet alanı olmuş ve 10. yüzyıldan itibaren Karahanlı Devleti’nin hükümdarı Saltuk Buğra’nın Müslümanlığı kabul etmesiyle İslam dinine girmiştir (İnayet, 2010: 14-15). Bu inanç sistemini oluşturan Maniheizm, Hristiyanlık ve Budizm olmak üzere diğer dinlerden büyük ölçüde yararlanmıştır. 215-276 yıllarında İran’da yaşayan Mani’nin öğretilerinden oluşan Maniheizm, kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. (Kitapçı, 2014: 50). IV-V. yüzyıllarda Maniheizm Tanrı Dağları’nın güney kesimlerinde (Kaşgar’da) yayılmıştır. Maniheizm Bögü Kağan’ın desteğiyle devletin resmi dini haline getirilmiştir (Almas, 2010: 183-184). Bögü Kağan 762’deki seferden sonra Uygur başkentine gelirken yanında dört Mani rahibini de beraberinde getirir. Bögü Kağan Maniheizmi kendi halkına kabul ettiren ilk ve tek hükümdardır. Ahmet Taşağıl’a göre Bögü Kağan’ın Mani dinini kabul etmesinin sebeplerinden biri Maniheist Soğdlu tüccarları yanına çekip mali açıdan güçlenmekti (Taşağıl, 2015: 204-205). Maniheizm, Uygurlar batıya göç ettikten sonra da yüz yıldan fazla Turfan ve çevresinde yayılmaya devam etmiştir. Fakat 11. yüzyılın sonlarında Turfan bölgesinde etkisini yitirmeye başlamıştır. Ötüken bölgesinden Turfan’a gelen Uygurlar, Budizmi kabul etmişlerdir. Maniheizm ile Budizm Uygurlarda bir süre aynı anda yaşanmıştır. Maniheizm, 14. yüzyıldan sonra Uygurlar arasında tamamen yok olmuştur (Öger, 2008: 32). Türklerin tarihin belli dönemlerinde temasa girdikleri dinlerden biri de Hristiyanlıktır. Uygurlar da belli bir dönem Nasturî Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Nasturi Hıristiyanlık VI. yüzyılın sonu VII. yüzyılın başında Doğu Türkistan’a girmiştir. Ligeti’nin tespitine göre Nestorius Suriye’nin Germanicia kasabasında doğmuş, 454 yılında Mısır’da ölmüştür. Ölümünden sonra V. yüzyılda İran ve Irak’ta Nestorius akidelerine dayanan bir tarikat kurulmuştur. Bu tarikat iki yüz yıl geçmeden İç Asya’ya doğru ilerlemiştir. İç Asya’da Nesturiliği kabul eden ilk topluluk Keretler olmuştur (Ligeti, 1986: 296- 303). Keretler kadar Nasturilik mezhebini benimseyen topluluklardan biri de Uygurlar olmuştur. 6. yüzyıl ortalarında eski Uygurlar arasında Nasturî Hıristiyanlık müritlerinin olduğu bilinmektedir. Tang sülalesi döneminde (635’te) Nasturilik Doğu Türkistan’a gelmiştir. Suüng sülalesi döneminde ise Koço’da etkili olmuştur. Yüen sülalesi döneminde ise Kaşgar, Yarkent, Kumul, Turfan, Ürümçi, Hoten, Kuça ve Bariköl bölgelerine yayılmıştır (Öger, 2008: 34), Gazan Han’ın 1295’te İslamiyeti kabul etmesi Nesturilerin daha da zayıflamasına yol açmıştır. Timur’un fetih hareketi Nesturilerin Anadolu’ya göçetmesine, XV. yüzyılda da Orta Asya’daki varlıklarının son bulmasına sebep olmuştur (Güngör, 2018: 23-24). Uygurların kabul ettiği bir diğer din ise Budizm’dir. MÖ VI. yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkan Budizm, Hindistan’ın dışında MÖ III. yüzyılda yayılmaya başlamıştır. Batı Türkistan’da Zerdüştlük ve Mani dini karşısında tutunamayan Budizm, Doğu Türkistan’ın yerleşik çevrelerinde kendine uygun ortam bulmuştur (Günay; Güngör, 1997: 111). Ligeti, Yü-eçilerin Budizmi kabul ettikten sonra, Budizmin İç Asya ve Çin’de yayılması için büyük çaba sarf ettiklerini Budizm öğretisini yaymak için birçok manastır inşa edip her tarafa keşişler gönderdiklerini belirtmektedir (Ligeti, 1986: 140-141). Uygurların kabul ettiği son din ise İslâmiyettir. Devletleri dağılan Uygurların önemli bir kısmı Turfan bölgesine yerleşmiş, Karluk ve diğer Türk boyları ile komşu olmuşlardır. Bu komşuluk esnasında Uygur Türkleri İslamiyeti tanımaya başlamışlardır (Saray, 1997: 47-48). Bazı araştırmacılar, İslâm dininin, İç-Asya ve Uygur yurtlarına olan yolculuğu, Türkistanlı Müslüman tacirler ve buna gönül veren din uluları sayesinde çok erken devirlerde başladığını iddia etmektedirler (VIII. yüzyılın başı). Buna sebep olan şey ise Tarım Havzası ve Turfan şehrinin İpek Yolu güzergâhı üzerinde olmasıydı. İslam dini, İç-Asya Türk boyları ve Turfan Uygurlarına ulaşmada, kendinden önceki Ari ve Sami dinlerin takip ettikleri yolu izleyerek Turfan havzasına gelmiş ve buralarda büyük bir yerleşme mücadelesi vermiştir. Müslüman tacirlerin hummalı çalışması sonucu İslâm dini Turfan Uygurları arasında süratle yayılmıştır. Koçu, Beş Balık, Turfan, Hoten gibi büyük Uygur şehirlerinde İslâmiyet hızla yayılmıştır. Doğu Türkistan Uygurlarının İslâm dini ile ilk temasları VIII. asırda başlamış olmasına rağmen İslam dinine giden yolu ilk açan Abdü’l Kerim Saltuk Buğra Han olmuştur. Saltuk Buğra Han, Karahanlılara yakın olan bütün bölgeleri İslamlaştırmıştır (Kitapçı, 2014: 155-278). İslamiyet’in yayılmasında ribâtların ve medreselerin büyük etkisi olmuştur. Ribâtlar IX. yüz yıldan sonra askeri karakterlerini kaybedip dinî ve tasavvufî bir karaktere bürünmüşlerdir. İslam’ın yayılması ve düşman saldırılarının sona ermesi ribâtlara yeni bir işlev kazandırmıştır. Ribatlar giderek birer tekke ve zaviyeye dönüşmüştür. Doğu Türkistan’da İslamiyet’in yayılmasında “ribât”ların büyük etkisi olmuştur (Yiğit, 2008: 78; Hunkan, 2007: 116 ). Uygurlar içinde İslamiyetin yayılmasını sağlayanlar Sasaniler, Karahanlılar ve Abbasiler olmuştur. Uygurlar arasında İslamiyetin kalıcı olmasını sağlayan en önemli faktör ise Karahanlılar döneminde bölgede kurulmuş olan “İslamî Medreseler”dir. 1065 yılında Selçuklu veziri Nizamülmülk Bağdat’ta “Nizamiye” adlı bir medrese inşa etmiş ve onu camilerden ayırıp devletin denetimi altında ulema, müderris ve devlet adamları yetiştirmek amacıyla sadece eğitime tahsis etmiştir. Bu da İslam ülkeleri için yeni bir örnek olmuştur. Karahanlılar döneminde Orta Asya’da inşa edilen medreseler de Nizamülmülk tarafından inşa edilen medrese modeli örnek alınarak yapılmıştır. Karahanlılar döneminde Kaşgar’da “Saciye Medresesi, Hamidiye Medresesi ve Mahmudiye Medresesi” kurulmuştur. Kaşgar’da kurulan bu medreseler Orta Asya’nın her yerinden gelen âlim ve şairlerin faaliyet merkezi haline gelmiştir. Böylece Kaşgar, Orta Asya’daki büyük medeniyet merkezlerinden biri olmuştur. Karahanlılar döneminde inşa edilen bu medreseler Şincañ’ın diğer bölgelerindeki inşaat yapısını da büyük ölçüde etkilemiştir. Dinî okullarda ve İslamî medreselerde dinî eğitim ve öğretim yapılmış, derslerde Arap dili esas alınmıştır. Kaşgarlı Mahmut ve Yusuf Has Hacib gibi bilim âlimleri bu dönemde yetişmiştir. Yetişen şair ve yazarlar Uygur edebiyatını şekil ve anlam açısından zenginleştirmişlerdir. İslam medreselerinin faaliyetleri Uygurların bütün hayatına nüfuz etmiştir (Muti, 2002: 300-311). Yazılı edebiyatı etkileyen İslamlaşma hareketi sözlü geleneği de etkilemiştir. Uygur Sihir Masallarındaki İslamî Unsurlar ve İşlevleri 10. yüzyıldan önce İslamiyeti tanıyan ve kitleler halinde kabul eden Uygurlar kabul ettikleri yeni dine ait birçok unsuru yaşamlarının her karesine yerleştirmeye başlamışlardır. Ribât ve medreselerin faaliyetleri sözlü geleneği de etkilemiştir. Şair ve âlimlerin faaliyetleri okuma yazma bilmeyen halk arasında sözlü olarak yayılmaya ve yaşamaya başlamıştır. Yeni dinin öğretileri bazen dinî misyonerler bazen de sıradan insanlar tarafında geniş halk kitlelerine ulaştırılmıştır. Eskiden yaratılmış ve nesilden nesile sözlü olarak aktarılmış olan masallar da bu değişime ayak uydurarak yeniden şekillenmiştir. Yeni dinin öğretisine ait birçok unsur masalların içine bilinçli olarak yerleştirilmiştir. Sihir masalları dinî unsurları en fazla barındıran masallardır. Bu makalede kullanılan örnekler tarafımızdan hazırlanmakta olan “Uygur Sihir Masallarının Tip ve Motif Yapısı Bakımından İncelenmesi” adlı doktora tezi için aktarılmış Uygur sihir masallarından alınmıştır. Uygur sihir masallarında en fazla göze çarpan İslam dinine ait unsurlar şunlardır: Peygamberler (Hz. Süleyman, Hz. Musa ve Hızır Aleyhisselâm), İslamî dualar, dinî nikâh, namaz, mescit, Hz. Ali, Düldül, Zülfikar vb. Peygamberler ile İlgili Unsurlar Uygur sihir masallarında sıkça adı geçen peygamberler ve nebiler Hızır, Hz. Süleyman ve Hz. Musa’dır. Hızır, yolunu kaybedenlere yol gösteren, zorda kalanın yardıma koşandır. Hızır, masal kahramanlarının karşısına genellikle yaşlı bir adam, derviş kılığında çıkar. Bazen de rüyasına girer. Hızır’ın duasını alan kişi her türlü kazadan beladan korunur. Bazı masallarda ise “Hızır” yerine bovay, yaşlı adam, derviş, ak sakallı vb. isimdeki olağanüstü yardımcılardan bahsedilir. Bunların hepsinin vasfı “Hızır” ile yanıdır. “Minku Batur” masalında Minku küçükken hastalanır. Hızır Aleyhisselâm onun ellerini, bacaklarını, bedenini sıvazlayıp, dua eder. Bu da Minku’ya olağanüstü güç katar. Hiç kimse onu elini ayağını bağlayamaz (Bulbulgoya, 2006: 138-200). Hızır masallarda bazen de Tanrı’nın elçisi olarak ortaya çıkar. “Geyik Sultan” masalında şehzade sevdiği kızın lal olduğunu anlayınca çok ağlar ve Allah’a kızın konuşması için yalvarır. Hızır aleyhisselâm peyda olur. Hızır, şehzadenin yüzünde duran bir damla yaşı parmaklarıyla alıp kızın diline sürer, sonra kızın cismini sıvazlar onun üstündeki gülleri yaprakları güzel kıyafetlere dönüştürür, kız dile gelir  

















Etiketler: TARİH-İ HAVADİS, TARİHİ HAVADİS, Tarihi Havadis, tarih-i Havadis