İbni Haldun’un Mukaddime’sinde Kur’an İlimleri ve Tefsir Usulü Tarihi-i Havadis, Tarihi Havadis - Tarihi Havadis

İbni Haldun’un Mukaddime’sinde Kur’an İlimleri ve Tefsir Usulü Tarihi-i Havadis, Tarihi Havadis

İbni Haldun’un Mukaddime’sinde Kur’an İlimleri ve Tefsir Usulü

Tarihi-i Havadis, Tarihi Havadis

Tefsir Usulü ise; Kuran’ın manalarının hüküm ve hikmetlerinin kendisiyle anlaşıldığı bir ilimdir. Bu da ancak Sarf, Nahiv, Beyan, Kıraat, Sebeb-i Nüzul ve Nasih-Mensuh gibi ilimlerin yardımıyla olur.4 Tefsir Usulü aynı zamanda “Sebeb-i Nüzul, Mekki-Medeni ayetler, Nasih-Mensuh, Kıraat, Muhkem-Müteşabih, Has-Amm, Mutlak-Mukayyed ile MücmelMufassalın bilgisi5 demektir. Görüldüğü gibi her iki kavram aynı anlamda kullanılabilmektedir. Ancak biz “Usul” ile Kuran’ın anlaşılmasında (Kuran’ın Kuran’la tefsiri, Sünnetle tefsiri, sahabe kavli ile tefsiri, şiir istişhadı ile tefsir, vb.) sabit geleneksel yöntemleri, “Kuran İlimleri” tamlaması ile de Kuran’ın anlaşılmasına dolaylı olarak katkıda bulunan yukarıdaki bilgi dallarını kast etmekteyiz. İbn Haldun, Mukaddime’de ilimleri temelde tabiî ve vaz’î (naklî) ilimler diye ikiye ayırdıktan sonra naklî ilimlerin başına Kur’an lafızlarının açıklaması demek olan tefsiri koyar: “Önce Kuran’ın lafızlarının açıklanmasına bakılır; işte bu tefsir ilmidir” diyerek tefsirin tanımını ve önemini ortaya koyar. Sonra sahih, şaz ve farklı rivayetlerden bahseden Kıraat ilmini zikreder.6 Bir başka açıdan da o, ilimleri “amaç ve araç” ilimler şeklinde kategorize eder. Ona göre Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam ilimleri ile Tabiiyat ve İlahiyat gibi felsefe ilimleri bizzat amaçtır. İkinci sıradaki Arapça, Matematik ve Mantık gibi ilimler ise amaç ilimlerin aleti konumundadır.7Bununla birlikte Arapçanın derinlikli ayrıntılarını öğrenmek isteyenlere kapı açık bırakılmalıdır. O bütün öğrencilerin değil fakat Arapçanın derin inceliklerine, geniş detaylarına ilgi duyanların onu ayrıntılı olarak öğrenebileceklerini savunur.9 Kuran-ı Kerim’i temelde diğer kitaplardan ayıran önemli iki özellik bulunmaktadır. Biri aidiyet diğeri de geliş şeklidir. Bir başka ifade ile o ilahidir ve vahiy yoluyla alınmıştır. Şu halde Kuran-ı Kerim’i iyi tanımak için her şeyden önce vahyin ne olduğunun bilinmesi lazımdır. Birçok Ulumu’l Kuran kaynağı vahiy olgusuna yer vermek suretiyle Kuran’ın tabiatı hakkında aydınlatıcı olmaya çalışmaktadır; söz gelimi Subhi es-Salih “zahiretu’l-vahy” başlığı altında uzun uzadıya bilgi vermektedir.10 Aynı şekilde el-İtkan vb. klasik kaynaklarda da vahyin geliş şekilleri ile ilgili oldukça detaylı bilgiler yer almaktadır.11 Kanaatimizce bu bilgiler faydadan hali değildir. Vahiy, sözlükte işaret, risalet, ilham, kelam-ı hafi, başkasına aktarılan şey, kitap,12 süratli işaret, remz, sürat ve ima13 gibi anlamlara gelmektedir. İbn Haldun’a göre de vahyin kelime anlamı “hızlı ve çabuk” olmaktır. O, bu anlamın pratikte meydana gelişini de kelimenin kök manasına uygun olarak açıklar: “Peygamberin (beşeri özelliklerinden soyutlanarak) melekle karşılaşması, ondan vahiy alması ve sonra tekrar beşeri özelliklerine dönmesi, diğer taraftan kendisine vahyedilenlerin tamamını anlaması, tek bir lahzada, hatta bir göz kırpmasına yakın bir zamanda gerçekleşiyor. Çünkü bu hal zaman dışıdır. Zaten bu halde iletişimin çok hızlı gerçekleşmesindenİbn Haldun, vahiy olgusunun müteşabih olup mahiyet ve hakikatinin bilinemeyeceğini15 söylemekle beraber, geleneksel vahiy ve tefsir anlayışlarından farklı olarak değişik kimi mülahazalarda da bulunmaktadır. O, vahiy olgusunu açıklamadan önce peygamberlerin bir beşerî, bir de Rabbanî özelliklerinin bulunduğunu ancak Rabbanî yönlerinin beşerî yönlerine ağır bastığını söyler. O, önce varlık kategorileri ve bunların yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarıya doğru tabii bir tertip içinde sıralandıklarını ve birbirlerinden ayrılamayacak kadar bitişik olduklarını belirtir. Her âlemin son sınırlarında yer alan varlıklar, tabii olarak aşağıdaki veya yukarıda yer alan bir sonraki âlemin varlıklarına (bu varlıkların özelliklerine) geçiş kapasitesine sahiptirler. “Örneğin basit cismani varlıklardan bitkiler âleminin üst sınırında bulunan hurma ve üzümün, hayvanlar âleminin alt sınırında bulunan salyangoz karşısındaki durumu, yine kendisinde zekâ ve idrak özellikleri toplanmış maymunun, düşünce ve akıl sahibi olan insan karşısındaki durumu böyledir. İşte âlemlerin birbirine bitişik olmasının anlamı, her âlemin alt ve üst sınırlarında bulunan varlıkların bir sonraki âlemde bulunan varlıklara geçiş kapasitesidir.”16


EmoticonEmoticon