OSMANLI SEFERLERİ’NDE ORDUCU ESNAFI - Tarihi Havadis

OSMANLI SEFERLERİ’NDE ORDUCU ESNAFI

OSMANLI SEFERLERİ’NDE ORDUCU ESNAFI

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dinamiklerinde askeri bir öz daha beylik döneminden beri oluşmuş durumdadır. Osmanlı beyliğini oluşturan Türkmen aşiretleri uçlarda yaşamanın getirdiği tehlikelere göğüs gererken, bu askeri kimlikten asla taviz vermemişlerdir. Bu durum Rumeli’ye geçildikten sonra da devam etmiş tarihsel süreç içinde Osmanlı beyliği devlete doğru evrilirken daha sert bir çekirdeğin oluşturduğu askeri kimlik, tüm toplumu kuşatacak ölçüde genişlemiştir. Bir savaş sırasında veya hazırlık döneminde, silahlı güçlerin içyapısı pratikte toplumsal yapının bütünlüğü ile genişlemekte ve tam anlamıyla asker kökenli bir toplumda bu tarz bileşimler sürekli bir hal almaktadır (Andrzejewski 1954: 91). Osmanlı askeri seferlerinin neredeyse Osmanlı Devleti tarihi ile paralel seyrettiği uzun yıllar boyunca toplum ve devlet, devamlılık arz eden bu olguya alışmış, neredeyse seferin görülmediği yıllar olağanüstü bir durumun varlığını işaret etmeye başlamıştır. Seferin gecikmesi isyanlara bile sebep olabilmiştir. Örneğin 1730 yılında Esnaf loncaları ve Yeniçeri Ocağında İran üzerine çıkılacak seferin uzaması nedeniyle huzursuzluk çıkmış bu da Patrona isyanının nedenlerinden birini oluşturmuştu ( M. Münir Aktepe 1954: 19; Atıl 1999: 21). Küçük çapta akınların yerini büyük askeri seferlerin almaya başladığı XIV. yüzyılda, askeri zaferlerle birlikte uzak mesafelere sefere eşmeye başlayan Osmanlı ordusunda lojistik sorunlar da görülmeye başlanmıştır. Özellikle orduda sefere katılan çeşitli askeri sınıfların sefer boyunca ihtiyaçlarının karşılanması için tüm topluma, resmi görevli üretici ve vergi mükellefi halka çok büyük görevler düşüyor, devletin seferin lojistik alanlarında ihtiyacını hissettiği uzman açığı kendini hissettiriyordu. Osmanlı seferleri çok ustalıklı planlamalar gerektiren, büyük sayıda askerlerin katılımının devletçe sağlandığı organizasyonlardı. Kara yolu ile İstanbul Viyana arası 956 km, İstanbul Tebriz arası 1282 km, İstanbul Bağdat arası 1334 km, İstanbul Kudüs 1141 km olduğu (Murphey 2007: 12) düşünülürse bu türden sefer organizasyonlarının Osmanlının çağdaşı başka hiçbir devlet tarafından bu ölçüde başarılı bir şekilde planlanamayacağı açıktır. Osmanlı seferlerinin devlet açısından en önemli sorununu ordunun iaşesi meselesi oluşturuyordu. Sayıları yüz bini bulan geniş askeri birliklerin yanında orduda yük ve binek hayvanlarının beslenmesi için bol miktarda zahire ihtiyacı duyuluyordu. Bu ihtiyaç Osmanlı hazinesi üzerinde büyük bir mali yük meydana getiriyordu. Merkezi yönetim tarafından devlet hazinesinin masrafını azaltmak, aynı zamanda ordu iaşesini karşılamak amacıyla zahire temin yöntemleri geliştirilmişti. Bu yöntemlerin temelini devletin zaruret halinde halktan her türlü hizmet ve yardım isteme yetkisini ifade eden “avȃrız-ı divaniye” yükümlülüğü oluşturuyordu (Ertaş 2007: 119; İşbilir 1996: 11-12). Sefere katılan çok sayıdaki askeri birliklerin ihtiyaç duyabilecekleri gerekli mal ve hizmetin, gerekli yer ve zamanda sağlanabilmesi, bu işleri planlayan devlet adamları ve yerel yetkililerin uğraşmak zorunda kaldıkları en büyük problemlerdendir. Söz konusu lojistik hizmetlerin bir kısmı, bu çalışmamızın konusunu oluşturan, bazı kentlerdeki lonca mensuplarınca karşılanmaya çalışılmış, orducu esnafı olarak adlandırılan bu ustalar sefer sırasında orduda yer alarak hizmet ve üretimlerini seferde görev alan askerlere sunmuşlardır. Osmanlı seferlerinde görev alan bu lonca mensuplarının ilk dönemlerden itibaren seferlerdeki varlıkları bilinmektedir. Örneğin II. Murad’ın Düzmece Mustafa isyanını bastırdığı 1422’deki savaş sırasında bir yeniçerinin esir aldığı iki azap askeri, ordugâhta baş çorbası hazırlayan bir ustaya bir çorba karşılığı değiş tokuş edilmişti (Neşri 1983: 125). Yine Mohaçseferinde esir düşen Bartholomaeus Georgievic, sefer sırasında orduyu takip eden, satın alan ve satış yapan tüccarlardan bahseder (Aksulu 1998: 90). Bir Osmanlı kenti görünümü ve işlevinde olan Osmanlı ordugâhı aynı zamanda bu zanaatkârların görev yerini oluşturmaktadır. Hükümdarın çadırı çevresinde diğer devlet görevlilerinin çadırları, askerlerin çadırları, esnaf çadırları, koyun, manda, katır ve deve sürüleri, arabalar, atlar, silahlar, ortada gidip gelen insanlar ve orada burada yakılmış ateşlerle büyük bir yerleşim birimi görünümünde olan ordugâh, çok canlı bir mekândır. 1621 yılı Lehistan üzerine açılan seferde İshakçı’da Tuna nehri üzerinde kurulan köprüde sabık vezir-i azam Kapudan Halil Paşa donanma kadırgaları, bazı büyük gemiler ile Budin ve Belgrad şaykaları, zahire getiren bazı gemilere demir attırıp burada bir de ordu pazarı kurdurmuştu. “…leb-i Tuna’da Boğdan yakasında vezir Kapudan Halil Paşa köprü muhafazasında olub, otakların kurub ve asakir halkı kebir tenteler ve mişe (meşe?)lerden dükkânlar peyda edüb nice bin asker mesken tutub, ordu pazar olub.” (Yılmazer 2003: 712). 1711’de Prut seferine gidecek askerlerin Davud Paşa sahrasında kurdukları ordugâhı ziyaret eden La Motraye burasını uzunlamasına inşa edilmiş bir şehre benzetmişti. Askeri kıtalardan başka birçok esnaf bulunuyor, zaruri ihtiyaç maddelerini ve başka her çeşit ihtiyacı görecek eşya satan dükkânlar, demirci ve diğer sanat sahibinin dükkânlarıyla büyük bir alanı kaplıyordu (Kurat 1951: 252). Önceden belirlenmiş olan menzillerde de bu orducular görev almaktaydılar (Halaçoğlu 1981: 123-132; Ertaş 1997: 91-98). H. 1127/M. 1715 yılında Mora seferinde ekmekçiler askerlere ekmek hazırlayabilmek için, kendi arabaları ile uğradıkları köy ve kasabalardan zahire bulmaya çalışıyorlardı (BOA MAD 3284: 451). Ordunun duruma göre bir gün veya daha fazla süre ile konakladığı sefer menziline büyük bir insan ve hayvan selinin aktığı, bu kadar büyük sayılardaki birlikler için önceden çadırlarının kurulması, tuvalet ihtiyacı için çukurlar kazılması, fırınlar inşa edilerek ekmek pişirilmesi, sakaların su taşıması (Türkmen 2003: 136) gerçekten hayranlık verici planlamalardır. Sefer için gerekli malzemelerin taşınması için büyük sayılarda deve sürüleri de bulunmaktaydı. Bunların temini ve bakımı ile ilgili Osmanlı resmi görevlilerince ayrıca düzenlemeler de yapılmaktaydı.(Ekin 2004: 327-334). Bu örnekler lonca üyesi olarak seferlerde görevlendirilmiş esnafın varlığını göstermektedir. Osmanlı devleti sefer zamanlarında esnaf loncalarından orducu talep ederken yukarıda da belirttiğimiz üzere bunu âvârız vergisine temellendirerek talep etmektedir (Ergenç 1995: 97). Bu vergide esnafın ödediği kalemleri; pazara gelen mallardan ödedikleri baçlar, han sahipleri ve kiracılarının ticari eşyalarından alınan her türlü resimler, dükkân kiraları ve bu grupların kendi aralarından çıkardıkları orducuların aynî ya da nakdî ödedikleri orduculuk hizmeti ya da ordu akçesi oluşturmaktadır (Akdağ 1995: 410). 



EmoticonEmoticon