TEK PARTİ DÖNEMİNDE TÜRKİYE PARLAMENTOSU’NUN SÜREKLİLİK İLKESİ: 10 KASIM 1938 ÖRNEĞİ Tarihi-i Havadis, Tarihi Havadis - Tarihi Havadis

TEK PARTİ DÖNEMİNDE TÜRKİYE PARLAMENTOSU’NUN SÜREKLİLİK İLKESİ: 10 KASIM 1938 ÖRNEĞİ Tarihi-i Havadis, Tarihi Havadis

TEK PARTİ DÖNEMİNDE TÜRKİYE PARLAMENTOSU’NUN SÜREKLİLİK İLKESİ: 10 KASIM 1938 ÖRNEĞİ Tarihi-i Havadis, Tarihi Havadis

 

Tarihi-i Havadis, Tarihi Havadis

Cumhuriyet’le birlikte yeni devlet anlayışı belirlendi ve modern siyasi kurumlar vasıtasıyla yönetim sistemi dönüştürüldü. Bu kurumlar içerisinde TBMM’nin konumu daha özel bir nitelik taşımaktaydı. Milli Mücadele sürecinin Meclis tarafından yürütülmüş ve başarıyla neticelendirilmiş olması bu niteliği belirlemekteydi. 2018 yılının Kasım ayı, Mustafa Kemal Atatürk’ün 80. vefat yıl dönümüdür. Atatürk 10 Kasım 1938’de vefat ettiğinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni liderinin belirlenmesinde ve bir anlamda parlamenter rejimin süreklilik kazanmasında Meclis’in çalışmaları etkili olmuştur. Bu yazıda Türkiye Parlamentosu’nun bu süreci nasıl yönettiği ve bu geçiş sürecinin dünya siyasetinde nasıl algılandığı konusu incelenecektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlık durumu 1937’den itibaren iyice bozulmaya başlamıştı. Bu süreci en iyi takip eden isim Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’tı.1 Soyak’ın anlatımına göre, 24-30 saat aralıksız çalışabilen ve yorgunluk göstermeyen Atatürk, bu tarihten sonra daha çabuk yorulmaya başlamıştı. Çankaya’daki yeni köşkte, ikinci kata çıkmak için bir asansör yapılmıştı.Dolmabahçe Sarayı’ndaki özel dairesine de aynı şekilde asansör yaptırılmak zorunda kalınmıştı. Tarih Kurumu Kongresi’nin düzenlendiği Dolmabahçe Sarayı’nın büyük giriş salonuyla özel dairesi arasındaki mesafe 100-150 metre olmasına rağmen artık buraya bile otomobille gidip geliyordu. Sık sık ateşleniyor, burnu kanıyor ve günden güne bitkin düşüyordu. Bu durum ileride ortaya çıkacak ağır bir hastalığın belirtileriydi. Atatürk hastalığının mahiyetini iyi bilmesine rağmen gayet sakindi ve çalışmaya devam ediyordu. Ancak 1938’in yaz aylarına gelindiğinde, hastalığın şiddeti iyice arttı ve Kasım ayında en son safhaya girildi. 10 Kasım sabahında Dolmabahçe Sarayı’nda şunlar yaşandı: “1938 yılı Kasım ayının 10’uncu günü saat 9.00. Türk Vatanının Kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu, Eşsiz İnkılâpçı ve beşerin Müstesna Evlâdı Büyük insanın fena âleminde ancak 5 dakikası kalmıştır; gözleri kapalıdır; göğsü mütemadiyen inip, çıkmaktadır. Odada ve bütün Sarayda derin ve ruhani bir sükût hüküm sürüyor. Sağ tarafta başucunda Operatör Mim Kemal duruyor; Dr. Kâmil Berk başını onun omuzuna dayamış, hıçkırıyor… Prof. Dr. Akil Muhtar Özden kendinden geçmiş, odanın içinde telaşlı adımlarla durmadan dolaşıyor; hem ağlıyor, hem de mütemadiyen: “Aman Yarabbi!” diye mırıldanıyor. Ben yatağın sol tarafında ayakta duruyorum; yanımda Muhafız Komutanı İsmail Hakkı Tekçe var. Her tarafım uyuşmuş, bütün duygularım donmuş bir halde, o güzel, o nurlu çehreye dalmış, bakıyorum. Hazin sessizlik içinde kulağıma yalnız Dr. Mehmet Kâmil ve Prof. Akil Muhtar’ın hıçkırıkları çarpıyor. Saat tam 9’u 5 geçiyor. Birdenbire gözleri açılıyor, dikkat ediyorum: Gök mavisi gözlerinde hâlâ bildiğimiz çelik parıltıları ışıldamaktadır. Bir an sert bir hareketle başını sağa çeviriyor. Bana öyle geliyor ki, bu hareketiyle etrafındakilerin şahıslarında ilahî bir aşk ile bağlandığı ve inandığı aziz milletini son defa askerce selamlamaktadır. Birkaç saniye sonra o Azametli Varlık, milletinin kalp ve idrakiyle beşer tarihindeki ölümsüz hayatına göçmüş bulunuyordu. Ben de artık hıçkırıklarımı zapt edemedim; yatağa dönüp diz çöktüm, sağ elini ellerimin içine aldım, öptüm ve yüzüme, gözüme sürdüm. Bu sırada Operatör Mim Kemal gözlerini kapatıyor, Mehmet Kâmil de çenesini bağlıyordu. Yerimden kalktım, yapılacak vazifelerim vardı; gözyaşlarımı sildim ve odadan çıktım…”2 



EmoticonEmoticon