TÜRK HAKANLIĞI (KARAHANLI)’DA HAN SÜSİ: EVLATLIK ORDUSUNDAN KOMİTELER ve TEGİNLERE HAKANLIK GULAMLARI ve HAKAN OĞULLARI - Tarihi Havadis

TÜRK HAKANLIĞI (KARAHANLI)’DA HAN SÜSİ: EVLATLIK ORDUSUNDAN KOMİTELER ve TEGİNLERE HAKANLIK GULAMLARI ve HAKAN OĞULLARI

TÜRK HAKANLIĞI (KARAHANLI)’DA HAN SÜSİ: EVLATLIK ORDUSUNDAN KOMİTELER ve TEGİNLERE HAKANLIK GULAMLARI ve HAKAN OĞULLARI
“Karahanlılar Devleti” tâbirine devletin yaşadığı devirde ve sonrasındaki kaynaklarda rastlanmamaktadır. Bu sunî isim 1874’de Rus bilgin Grigorev tarafından verilmiş olup, sonradan yapılan yayınlarda geniş bir kabul görmüştür. Oysa devrin kaynaklarında ittifak halinde kökeni Âl-i Afrasyab [Afrasyab (Tonga Alp Er) Hanedanı]’a bağlanan bu devletin orijinal adı olarak “Afrasyab Oğulları” ve “Türk Afrasyablı Melikler” tabiri kullanılmaktadır. Afrasyab et-Türkî’nin “hakan” ve oğullarının da “han” unvanına izafeten “hakaniyye=hakanlık” ve “haniyye=hanlık” ifadesinin de devlet adı olarak sıklıkla kullanıldığı bilinmektedir. Bu nedenle devlete “hakan oğulları” da denmektedir.1 Hatta Ömer Hayyam hakan oğullarından Hakan Şemsü’l-Mülk Nasr’ı Buhara’da ziyaretinde söylediği şiirinde onları açıkça “Türk Devleti (Devletü’t-Türk)” olarak isimlendirmekte ve devletin ebet müddet daim olmasını niyaz etmektedir.2 Ortaçağın büyük tarihçilerinden İbnü’l-Esir Afrasyab’ın Türklüğüne ve devletin sistemine atıfla devlete, “Türk Hanlığı/Hakanlığı”, Kâşgarlı Mahmûd ise “et-Türkü’l-Hakaniyye” yani “Hakanlı Türkleri” demektedir.3 Şu halde bu yazıda sunî “Karahanlı” adı yerine “Türk Hakanlığı” tabirini kullanmak, tarih yazıcılığının ve metodunun gerektirdiği bir zorunluluk olacaktır. Türk Hakanlığı (766-1212)’nın başkenti Balasagun (Kuz Ordu) Issık Göl’ün kuzey batısında yer alır. Batısında Talas nehri boyunda ticari ve siyasi açıdan önemli bir vilayet olan Taraz bulunur. Taraz’dan ayrılan bir güzergâh Seyhun’un kuzey batıya kıvrıldığı noktada Şâş (Taşkend) vilayetine ve diğer bir güzergâh da Aşağı Seyhun’da Farab (Otrar)’a ulaşır. Türk Hakanlığı’nın ulaştığı en genişsınırlara göre kuzey doğusunda Balkaş gölü vardır. Buradan İli havzası ile Issık Göl’ün doğusundan güneye düz bir çizgi çekildiğinde Hotan şehrine varılır. Hotan, İpek yolunun veya Uygur, Çin ve Tibet’ten hakanlık ülkesinin güney doğusuna girişte ticarî mahiyette bir kapıdır. Batısında Kâşgar (Ordu Kend) hem siyasî hem de Hindistan, Çin ve Maverâünnehr arasında önemli bir ticarî kavşaktır. Kâşgar’dan batıya doğru gelindiğinde yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile marûf Fergana vadisine geçilir. Burada Ahsiket ve Özkend önemli kentlerdir. Fergana gibi Mâvereünnehr’in bir parçası olan Soğd vadisinde iki büyük şehir Semerkand ve Buhara yer alır. Batı Türk Hakanlığı’na başkentlik yapan Semerkand’ın güney batısına doğru tarihi Demir Kapı’yı geçtikten sonra Tirmiz vilayetine varılır. Yukarı Ceyhun’un doğu kıyısındaki Tirmiz’e karşısında nehrin batı yakasında Belh vilayeti, Türk Hakanlığı ile Gazneliler ve Büyük Selçuklular arasında pek çok savaşa tanıklık etmiştir. Zira burası Mâverâünnehr’in Toharistan’a ve güneyden Horasana’a açılan stratejik kapısıdır. XII. yüzyıl başından itibaren Hanefî ulemasının dini merkezi konumundaki Buhara’dan ise batıda Beykend yolunu takiple Ceyhun kıyısında Firebr’e ve oradan nehir geçilerek çöl mıntıkasında Âmul’a gelinir ve Horasan’a ayak basılır. Buradan da Selçukluların doğu başkenti Merv’e varılır. Hakanlığın en batısındaki doğal sınırı olan Ceyhun nehrinin Aral Gölü’ne döküldüğü mecrasında ise Hârizm toprakları vardır. Kısaca, Çin’den batı istikametinde İpek yolu güzergâhlarının birleştiği ve oradan farklı yönlere dağıldığı coğrafyanın hâkimleri olan Türk Hakanlığı’nın askerî yapısı, bir taraftan uçsuz bucaksız bozkırlara, diğer taraftan da şehir kültürünün yaygın olduğu Mâverâünnehr topraklarına sahip olması nedeniyle hem bozkırlı hem de yerleşik askeri kültürü üzerinde barındırma özgünlüğüne sahiptir. Ayrıca X. asrın ilk yarısında hızlı bir şekilde İslam dairesine giriş yapmış ve yeni bir askerî kültürün etkileşimi içinde, İslam’ın doğu sınırının savunucuları olmuşlardır. Dolayısıyla hakanlığın askerî kültürünün izleri Orta Asya’ya özgü derin bir geçmişe sahipken, İrân ve Ön Asya’ya ait askerî unsurları da bünyesine katmıştır. 1. Han Süsi (Hakan Ordusu) Makalenin konusunu teşkil eden “Han Süsi (Hakan Ordusu)”, Türk Hakanlığı (766-1212) ordusunun insan kaynağının ana iki sınıfından ilki olup, hakanın muhafızları ve has askerleri yani gulâmları ile merkezî otoriteye hiyerarşik basamaklar ile bağlı “tâbî” ve “alt tâbi” statüsündeki hakanın oğulları ve diğer akrabalarından müteşekkildir. Konumuz dâhilinde olmayan diğeri Halk Ordusu (Kara Kamag Süsi) ise sosyal yapıda hakandan sonra gelen ve muhtelif hiyerarşik unvanları bulunan boy beylerinin askerlerini ve tâbi yerel yöneticiler ile bölgelere özgü muhtelif askeri sınıfları temsil etmektedir. 1.1. Sü’den Ordu Kavramına Geçiş Türk Hakanlığı dönemi Türkçesinde “ordu” kelimesi askeri bir manayı ifade etmiyordu. Ordu, hakanın bulunduğu şehre veya başka bir ifade ile başkente yani idarî merkeze deniyordu. Meselâ, hakanlığın esas başkenti Balasagun’a “Kuz Ordu=Kara Ordu (kuzey=büyük başkent)”, güney batıdaki idari merkez Kâşgar’a “Ordu Kend”, Mâverâünnehr’de bir dönem yönetim merkezi olmuş olan Debusiye’ye de “Kutlug Ordu” denmekteydi.4 Asker ve orduyu ifade için o dönemde “sü (sû veya su)” kelimesi kullanılıyordu. Nitekim “Su (sü) uyur düşman uyumaz. [Asker (ordu) uyur, düşman uyumaz]” atasözü herkesin malumudur. Askeri terminolojide “sü” anlamca geniş bir yelpazeye sahipti.5 Ordu manası dışında “asker”, “er”, “muharip”, “askerî birlik”, “kıta”, “sefer”, “savaş (harp)”, “muharebe” ve “cephe” anlamlarını da ihtiva ettiğine kayıtlarda rastlanmaktadır. Askerî pek çok eylem ve fiiler yine “sü” terimi ile yapılmaktadır. Meselâ, “süledi” fiili, “sü”den türetilerek “asker sevk etmek” eylemini ifade için kullanılırken, “sü teril” askerin veya askeri birliğin toplanması manasına gelmektedir. Silah arkadaşı “südeş”, komutan anlamında ise “sübaşı”, yine “sü”den türeyen isimlerdir.6 Askeri bir terim olarak MS 329 yılından Türk hakanlığı devri sonuna kadar Türkçede askerî anlamda geniş bir kapsamda kullanılan “sü” kavramı, tarihî-askerî sahada İran ve Anadolu coğrafyasında XIII. yüzyılda artık terk edilerek yerini leşker, asker ve çeri gibi kavramlara bırakmıştır.  


EmoticonEmoticon