Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu: Bütün Yönleriyle Fatih Dönemi - Tarihi Havadis

Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu: Bütün Yönleriyle Fatih Dönemi

Dilara Kahyaoğlu
Eski bir fotoğrafta Rumeli Hisarı
Hisar, İstanbul'un fethinin ilk adımlarından biriydi.
Görsel Kaynak
1. İstanbul’un Fethi (1453) 
Sultan Mehmet tahta çıktığında ülkenin iki kanadını birleştirme gereği çoktan ortaya çıkmıştı. Osmanlılar, kuvvetli bir donanmaya sahip olamadıkları sürece bir yakadan diğer yakaya geçmenin zor olduğunu biliyorlardı. Üstelik Bizans ne kadar zayıf ve yaşlanmış olursa olsun Marmara ve Boğazlar’da gemilerini dolaştırarak Osmanlı ülkesinin bütünlüğünü zedeliyordu.

Tahta çıkan Sultan Mehmet’in yaptığı ilk iş, Anadolu'daki kıpırdanmaları bastırmak ve Batı ile barış politikası izlemekti. II. Mehmet, İstanbul’u almayı öncelikli bir hedef olarak önüne koyduğu için böyle bir siyaset izlemiş ve devletin tüm gücünü bu amacı doğrultusunda yönlendirmiştir.

1452 yazında Anadolu Hisarı’nın karşısına büyük bir hızla Rumeli Hisarı yapıldı. Bu arada Gelibolu Tersanesi’nde gemi yapımına hız verilmiş ve Osmanlı donanması 400 parçaya kadar çıkmıştı. Ünlü İstanbul surlarını yıkacak büyüklükteki toplar Edirne’de dökülüyor, ordu güçlendiriliyordu.

Kostantiniyye’nin alınmasında sultanın tutumunun, estirdiği havanın önemi büyüktür.
Bizans’ın fethi kolay iş değildi. Deniz gücünün kara gücünü desteklemesi, çağın teknik bilgisinin elverdiği en gelişmiş silahların yapımı gerekiyordu. Yine de bu girişimlerin hepsinin başarılı olduğu söylenemez. Örneğin İstanbul’a yardım getiren Avrupalı gemilerin İstanbul’a ulaşmasına donanma engel olmadı. Macar Urban tarafından dökülen dev top daha kuşatmanın ilk gününde parçalandı. Osmanlıların bir gece içinde yaptıkları yürüyen hücum kulesi ertesi günü Bizanslar tarafından yakılarak yok edildi. Nisbeten az bir savaşçı tarafından yürütülen Bizans Savunması, şehrin surlarında toplar tarafından açılan gedikleri canla başla dolduruyordu. Bizanslar günlerce ve aylarca Avrupa’dan gelecek yardımı beklediler. O dönem tarihçilerin yazdığına göre, Osmanlılar gemilerini karadan yürüterek Haliç’e indirdiler böylece zincirlerle kapatılmış olan engeli aşabildiler.

Kuşatmadan iki ay kadar sonra Osmanlılar, şehri kara tarafındaki surları delerek ele geçirdiler.
İstanbul Kuşatması 
Tarafların bölge-svunma/saldırı komutanlarının isimleri de belirtilmiş

Ortadoksların ve Müslüman Türklerin Başkenti İstanbul 
İstanbul alınana kadar Osmanlılar’ın belli bir merkezi başkenti yoktu. Bu Osmanlılar’ın devlet merkezi olmadığı anlamına gelmez ama anlatılmak istenen şudur; Merkez, yaşanan dönemlerin ihtiyaçlarına göre değişebiliyordu. Örneğin Rumeli fetihlerinin yoğun olduğu dönemlerde merkez Edirne’ydi ama Bursa da "bey şehri" sıfatını sürdürüyordu. İstanbul alındıktan sonra da Edirne ve Bursa özel konumunu sürdürdü fakat İstanbul, Rumeli ve Anadolu’yu birleştiren bir yer olduğu için Fatih Sultan Mehmet’in ve ondan sonra gelen bütün sultanların şehri olmuştur.

Sarayların, camilerin, medreselerin, çarşıların en büyüğü İstanbul’da inşa edildi. Bu inşaat hareketine sadece padişah değil vezirler, paşalar ve beyler de katıldı. Her biri daha sonra kendi adıyla anılacak olan bir mahalleyi ele aldı ve orada vakıflar kurarak İstanbul’u bir Türk ve Müslüman kenti haline dönüştürdüler. Şehri canlandırmak için çeşitli yörelerden ve her dinden binlerce insan getirilip şehre yerleştirdi. Özellikle hünerli, ya da ticarette becerikli olan ilim ve irfan sahipleri, sanatçı kişiler, bu seçilen zümre arasındaydı. Fatih, Ortodoksları kendine bağlamak için özel tedbirler de almıştır.
Bizans ve Osmanlı idari bölgeleri ve yer adları haritası
Karşılaştırmalı inceleme için çok yararlı ama Osmanlılara ait yer
adları italik ve sönük, o nedenle zor anlaşılıyor.
Büyütünüz..

2. Fetih siyaseti 
Sultan Murat Dönemi’nde Sırbistan’ı ele geçirme girişimi başarısız olmuştu. En önemli sorun deniz gücünü yetersizliğinden dolayı ülke sahillerinin korunamaması ve denizlerdeki üstünlüğün diğer yabancı güçlere bırakılarak, ticaret gelirinden ve genişleme siyasetinden beklenen gelişmenin sağlanamamasıydı. Bu yüzden Fatih Sultan Mehmet saltanatı sırasında en çok deniz gücü sorunu ile ilgilendi denilebilir.

a. Ege ve Karadeniz’deki fetihler, seferler; 
İstanbul’un fethinden sonra Fatih donanmayı Sakız ve Rodas’a yolladıysa da buralar alınamadı. Bunun üzerine Ege denizindeki adaların ele geçirilmesi daha yavaş işleyen bir plan üzerinde yürümüştür. 1456’da İmroz, Limni, Semendrek ve Bozcaada alındı ve ancak 1462 de Midilli ele geçirildi. Kuzey Ege’deki bu girişimler sırasında doğal olarak Cenova ile çatışma yaşanmıştır. Nitekim Karadeniz kıyısında yer alan Amasra da bir Ceneviz kolonisiydi. 1461 yılında sefere çıkan ordu ve donanma önce Amasra’yı ardından Karadeniz’de bulunan ve İsfendiyaroğullarına ait olan Sinop’u aldı, ardından Trabzon üzerine de sefer yapıldı. Burada eski Bizans İmparatorluğu’nun bir parçası olan Trabzon Rum İmparatorluğu bulunuyordu. Amasra ve Sinop’ta olduğu gibi Trabzon’da da Osmanlı donanması karadan yürüyen Osmanlı ordusu ile birlikte savaşa katıldı. Trabzon bu kuşatmanın etkisi ile savaşmadan teslim olmak zoruna kaldı.

İstanbul alındıktan sonra Fatih’in ilk hedefi tüm Rum ülkelerini ele geçirerek Rumların tamamını kendi denetimi almaktı. Nitekim 1458 de Atina ve 1460 da Mora’yı alındı. Bu süreç yukarıda da belirttiğimiz gibi Karadeniz sahillerindeki Trabzon’un alınması ile 1461 de tamamlanmıştır.

Mora’nın fethi ise Osmanlıları Venediklerle karşı karşıya getirmiştir. Bu gelişmeler üzerine Venedik 1463 de Macar Kralı ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile ittifak kurarak Osmanlılara karşı savaş açtı. Fatih ise Venedik’in bu vur kaç saldırılarına karşı Venedik’in Ege’deki en önemli üssü olan Eğriboz’u ele geçirmek üzere sefere çıktı. Eğriboz’un 1470’de ele geçirilmesi Venedikler arasında büyük paniğe yol açmıştır. 16 yıl süren savaşın sonuna doğru, Venedik, Arnavutluk’taki iki kalesini de Osmanlılara kaptırınca barış istedi ve 1479 yılında bir antlaşma yapıldı. 
Bu antlaşmaya göre; *Venedikliler aldıkları yerleri geri verecek
*Kroya ve İşkodra Kaleleri Osmanlılarda kalacak
*Osmanlı Devleti, Dalmaçya, Mora ve Arnavutluk kıyılarında aldığı yerleri geri verecek
*Venedikliler, savaş tazminatı ödeyerek, yıllık vergi verecek
*Venedikliler İstanbul’da “Balyos” adı verilen elçilerini bulundurma hakkı elde etti. Balyoslar Osmanlı ülkesindeki Venediklilerin davalarına bakabilecekti.
*Venedik bayrağı çeken gemiler Osmanlı sularında serbestçe ticaret yapabileceklerdi
Böylelikle Osmanlılar Venediklere, imtiyaz/ayrıcalık -kapitülasyon- vermiş oluyordu.

1461'de Karadeniz’in güney kıyılarını ele geçiren Osmanlılar 1475’te kuzey kıyılarına yöneldiler. Kırım ve Kafkasya kıyılarında Ceneviz kolonileri bulunuyordu ayrıca Kırım’da Altınorda Devleti’nin dağılmasından sonra ortaya çıkmış olan Kırım Hanlığı vardı. 1475 yılında Kefe ve Azak ele geçirilerek Kırım Hanlığı Osmanlılara bağlandığı gibi tüm Ceneviz kolonileri de alındı. 1478 yılında Kırım, Osmanlılara bağlı bir hanlık haline getirildi.

b. Rumeli (Balkan) seferleri 
Fatih Sultan Mehmet’in babasından devraldığı sorunlardan birincisi Sırbistan sorunu idi. 1454’deki ilk sefer başarısız oldu. 1456’da ise Belgrad kuşatıldı bu savaş sırasında Yanoş Hünyadi yaralanıp öldü hatta Fatih bile savaş sırasında hafif bir yara aldı ama şehir alınamadı. Ancak 1459'da Sırbistan Osmanlı ülkesine katılabildi ama Belgrat alınamadı. Burası ancak Kanuni zamanında alınabilecektir. Rumeli çatışmalarında Osmanlılara karşı direnen en büyük güç Macarlardı. Tuna ırmağının kuzeyinde bulunan Eflak, Osmanlılara bağlı olmakla birlikte Macarlarla sık sık birleşerek ayaklanıyorlardı. 1462 yılında Eflak seferine çıkan Fatih Eski voyvada Tepeş’in (Drakul) yerine kardeşini geçirerek burayı özerk bir beylik olarak kendine bağladı. Boğdan ise Osmanlı egemenliğini 1476 yılında aynı şartlarla kabul etmiştir. 1463 yılında Bosna üzerine de seferler başlamıştı, bu seferler sırasında Osmanlı egemenliği Bosna’ya yerleşti (hatta halkı Müslümanlığı kabul etti) ve Hersek’e kadar uzadı. Hersek’in Osmanlılara tamamen bağlanması II. Bayezit döneminde olacaktır. 1479 yılında ise Arnavutluk üçüncü seferin sonunda Osmanlılara bağlanmıştır.

1480 yılında ise Otranto üzerine sefere çıkılıp burası alındıysa da kısa sürede kaybedilmiştir.

c. Anadolu fetihleri ve Osmanlı-Akkoyunlu mücadelesi 
Karaman Beyliği, I. Murat’tan beri Osmanlılara karşı direnişin başını çekmekteydi. Diğer Batı Anadolu beyleri kolaylıkla Osmanlı idaresi altına alındığı halde, Karamanlılar iç yapısındaki farklılıklardan ve coğrafi konumlarından dolayı Osmanlı işgaline karşı direnebiliyorlardı. Savaş sırasında hem kendilerine bağlı Türkmenlerin gücünden yararlanıyorlar hem de gerektiğinde Toros Dağları’na çekilerek Osmanlı saldırılarını atlatıyorlardı. Fatih zamanında başta Pir Ahmet isimli bir bey bulunuyordu ve Akkoyunlu Devleti ile de ittifak halindelerdi.

Akkoyunlular ile mücadeleye girişecek olan Osmanlılar önce arkalarını sağlamak almak istediklerinden 1466 yılında Karaman seferine çıktılar ama Karaman ülkesini almayı başaramadılar. Ancak 1470 yılında ki ikinci Osmanlı seferinde Karaman Beyi Pir Ahmet, Osmanlı karşısında tutunamadı ve Akkoyunlular’a sığındı. Karaman direnişi esas olarak Otlukbeli savaşından sonra kırılmış ve Karamanlılar İçel taraflarına doğru geri çekilmişlerdir. Buranın tamamen Osmanlılara bağlanması ancak II. Bayezit döneminde mümkün olacaktır.

Osmanlıların Anadolu’da ilerlemesini engelleyen en büyük güç Akkoyunlu Devletiydi. Bu devlet 15. yüzyılda Anadolu ve İran’daki Türkmenlerin birleşmesi ile kurulmuştu. Uzun Hasan iyice zayıflamış olan Timuroğullarını da yendikten sonra Padişah unvanını kullanıyor ve kendini Fatih’ten kat kat güçlü sayıyordu. Akkoyunlu askeri örgütlenmesi Osmanlıların ilk yıllarındaki gibi Türkmen güçlerine dayanıyordu, birden bire güçlenmişler, Diyarbakır’ı merkez yaparak, Karakoyunluları ve Timurluları yenerek büyük bir alanı ele geçirmişlerdi. Ama Osmanlıların,  hesap edemedikleri bir yönleri vardı, nitekim Osmanlılara da Otlukbeli savaşını kazandıran bu yönleri olmuştur. O da ateşli silahlara ve topa sahip Osmanlı kapıkulu askerleri…

Uzun Hasan’ın Anadolu içlerine ilerlemeye kalkışmasıyla savaş kaçınılmaz hale geldi. Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle Osmanlılar savaşı kazandılar. Fatih’in amacı Akkoyunlu Ülkesini fethetmek değildi. Erzincan tarafında bazı kaleler ele geçirildi ve geri dönüldü.

Fatih 1481 yılında nereye olduğu belli olmayan bir sefer başlattı ama seferin hemen başında “hastalanarak” öldü.

2. İmparatorluk Kurma Anlayışıyla Devlet Kurumlarında Yapılan Yeni Düzenlemeler
Bizans sarayının konumu ve planı
Haritadan da anlaşıldığı gibi, büyük İmparatorluk Sarayı, hipodromun
hemen yanında ve Ayasofya'nın aşağısındaydı. Osmanlılar Topkapı sarayını
bu sarayının üstüne değil, Ayasofya'nın yukarısında yer alan araziye yaptılar.
Bir önceki haritaya da bkz.  
a. Saray ve Yönetim 
Sultan yeni saraylar yaptırarak sultanın mevkini yükseltmeye devam eti. İlk saray bugünkü Bayezit semtinde yapılmış ve daha sonra eski saray adı ile anılmıştır. Esas saray olan Topkapı Sarayı’nın inşasına 1462 yılında başlandı. Topkapı sarayı ilk saray gibi padişahın evi olmaktan daha çok bir yönetim ve eğitim merkezi olarak inşa edilmiştir. Topkapı sarayının planını incelersek bunu hemen anlayabiliriz. Hatta başlangıçta Harem dairesi bile burada yer almıyordu, harem daha sonradan Kanuni döneminde saraya ilave edilmiştir.

Sarayda yer alan belli başlı idari bölümler şunlardı; 

Kapıkullarının silah deposu; ilk avlu (Aya İrini Kilisesi buradadır)

Kubbealtı (Divan-ı Hümayun’un toplantı yeri) İkinci avlu (Birun)

Padişahlık defterleri; Birun

Seferli oda; Enderun bölümünde (padişahın giyim kuşamından, temizliğinden buradaki iç oğlanlar sorumluydu)

Kilerli oda; Enderun (padişahın yiyeceği ve içeceğinden buradaki iç oğlanlar sorumluydu)

Hazine odası; Enderun (Padişahın kıymetli eşyaları, mücevherlerinden buradaki içoğlanları sorumluydu)

Has oda; Enderun, Bu bölümde içoğlanlarının en seçkinleri ve padişaha en yakın olanlar bulunurdu.

Padişah kulluğuna alınanların en seçkinleri Bursa’da, Edirne’de, daha sonraki dönemlerde İstanbul’da Galatasarayı’nda ve Atmeydanı’ndaki İbrahim Paşa Sarayı’nda eğitiliyordu. Bunların arasından en gözde olanlar Topkapı sarayı’ndaki Enderuna gelebiliyorlardı. Enderun eğitiminin belli bir süresi ve programı yoktu, her iç oğlan kendi hevesi ve yeteneğine göre, öğrenebildiği kadar öğreniyordu. Bunların arasından ressamlar, şairler, tarihçiler, alimler katipler çıkardı. Fakat çoğu komutan- yönetici olacağından silah kullanma, ata binme yanında siyaset de  öğrenirlerdi. Eğitimini bitirenler ya taşrada ya da padişahın sarayında görev alıyorlardı. İç oğlanlarının dışarıda görevlendirilmesine “çıkma” denirdi.

b. Padişah Divanı 
Devletin tümüne baktığımızda, görevlilerin arasında, sultanın kapıkullarından başka çeşitli yollardan yetişmiş ve saray yönetimine dahil edilmiş pek çok önemli kişi olduğu görülüyor. Uçlardaki akıncı beyleri önemli sülaleler oluşturmuşlardı. Bu ailenin mensupları nesilden nesile Osmanlı ülkesinde üst tabakayı oluşturmuşlardır. Sadece uç beyleri arasında değil, merkezde bile böyle sülaleler vardı. Murat Hüdavendigar döneminde parlayan Çandarlı ailesi üyeleri yüzyıl boyunca vezirliğe yükselmişlerdi.

Beylik dönemi hariç, Osmanlı siyasal anlayışında bütün güç padişahta toplanmış sayılırdı. Divan-ı Hümayun denilen kurul bütün işleri padişah adına yürütürdü. Fatih’e kadar divana padişahlar başkanlık etmiştir ama Fatih bu işi sadrazama yani en büyük vezire bırakmıştır. Diğer divan görevlileri vezirler, kazaskerler, nişancı ve deftardarlar idi. 

Vezirler toplantılarda genellikle askeri il yönetimi kanadının temsilcileri olarak bulunurlardı. Kazaskerler ise şeriatı özellikle Osmanlı ülkesindeki şeriat uygulamalarını en iyi bile kesimdi ve bu anlamdaki uygulamamaları denetlerlerdi. Bazen de divana gelen büyük davalara bakar yargı işini yürütürlerdi. Kadıların atama ve yükselmesinden de bunlar sorumluydu, sayıları Anadolu ve Rumeli kazaskeri olmak üzere iki taneydi

Nişancı ise örfi hukuku iyi bilirlerdi, bu anlamdaki uygulamalardan onlar sorumluydular. Çıkartılan kanunları, fermanları örfi hukuk açısından denetlerler ve aynı zamanda padişahın tuğrasını çektirirlerdi. Padişahın özel hazinesi dışında devletin hazinesi anlamına gelen Beyt ül-mal’ın gelirlerini, defterlerini tutan ve hesap işlerini yürütenler de defterdarlardı. Nişancı, kazasker ve defterdarlar medreseden yetişirlerdi. Özellikle Fatih’in bu kuruma getirdiği en büyük değişiklik, vezirlerin ve özellikle veziriazamın kullardan seçilmesiydi. Divan üyeleri arasında zaten bu kesimin belli bir ağırlığı vardı. Vezirler daha çok enderunda veya birunda yetişmiş kişilerdi. Fatih yönetim düzeninde kapıkullarını güçlendirdi, en önemli mevkileri onlara bıraktı. Bu da padişahın mutlak hakimiyetini daha da güçlendirmesine yardımcı olmuştur. 

c. Devlet gelirlerinde düzenleme 
Ülkede ticaretten, sanayiye ve en önemlisi tarımdan alınan vergi gelirleri dirlik sistemi için devlet görevlilerine dağıtılırdı. Bunlar miri gelirlerdi yani doğrudan padişahın denetimi altında olan gelirlerdi. Diğer bir kısım gelir ise vakıflara bırakılıyordu. Vakıf kurmak kişisel bir iş olduğuna göre vergi gelirleri vakıflara verilmiyordu. Sultan da vakıf kurduğu zaman bunu kendi parasıyla yapıyordu. Ama devlet vergilerinden bazılarını kimseye sormadan danışmadan vakfına bırakabiliyordu. Padişah dışında herkes vakfı kendi parasıyla oluşturmak zorundaydı. Bu nasıl olabilir? Şöyle ki; padişah bazı gelir kaynaklarını bir kişiye mülk olarak “Temlik” bırakabilirdi. Padişahın temliknamesiyle elde edilen temlikler artık o kişinin malı sayılırdı. Bir çok aile veya kişi mallarını müsadere sisteminden kurtarmak için, gelir kaynaklarını vakfa dönüştürüyorlar ve vakıftan gelecek belli bir gelir aileye mirasa olarak yüzlerce yıl boyunca kalabiliyordu.

Zamanla vakıf ve mülk arazileri çok arttığı için dirlik arazilerini genişletmek amacıyla fetihler yapılması yeni yerlerin Osmanlılara katılması gerekiyordu. Fatih bu konuda da tedbir aldı. Saltanatının son yıllarında vakıf ve mülk olarak devletin kontrolünden çıkmış gelir kaynaklarını gözden geçirtti ve zamanla amacı dışına çıkmış bir çok vakıf toprağını ve mülk arazisini yeniden miri toprak olarak kaydettirdi. Güçlü aileler bu durumdan memnun olmadılarsa da hakimiyetini güçlendirmiş olan padişaha karşı koyamadılar. Böylelikle bir çırpıda padişahın dirlik olarak verebileceği miri gelirler önemli ölçüde artmış oldu, bu durumda Osmanlı ordusunun siyasal gücünü arttırmıştır. İlk altın paranın bu dönemde basıldığını da belirtelim.

d. Saltanat hukukunun yazıya geçirilişi 
Osman Bey döneminde iç Asya geleneğine bağlı olarak ülke toprakları hükümdar ve ailesine aitti ama bu durum I. Murat’tan itibaren “ülke hükümdar ve oğullarına aittir” şeklinde uygulanmıştır. Yine de anlaşılacağı gibi hükümdarın hangi oğlunun başa geçeceği hususu belli değildi. Başa geçen kişi diğer kardeşlerini öldürürdü, bunu bir çok olaydan çıkarabilirsiniz. Fatih ise saltanat hukuku olarak bilinen bu geleneği (örfü) yazıya geçirten padişah olmuştur. Bu yüzden bu kanunname “Fatih Kanunnamesi” veya “Kanunname-i Ali Osmani”(“kardeş katli yasası”) adıyla bilinir. Buna göre başa geçen kişi kardeşlerini bu yasa gereğince (hukuken) öldürtme hakkına sahip oluyordu.

e. Bilim ve Sanat  
Fatih’e kadar medreselerde kelam, mantık ve fıkıh okutulurdu. Fatih döneminde ise İstanbul’da Sahn-ı seman Medresesi açılmış ve pozitif bilimlerde değil ama özellikle felsefe ve bilimsel düşünce anlamında gelişmeler olmuştur. Devrin tarihini yazmış olan Kritovulos’a göre Fatih Yunanca'dan Arapça'ya çevrilmiş olan eserleri okur ve bu konuları bilginlerle tartışırdı. Yine tarihçilere göre bir çok eser Fatih zamanında Türkçeye çevrilmişti. Fatih’in oluşturduğu kütüphanede İslam dilleri dışında yazılmış 587 eser vardı. Venedikli Ressam Gentile Bellini 1479-1480 arasında İstanbul’a gelerek sarayda yaşadı ve bazı resimler yaptı.

Fatih gençliğinde din ve metafizik konularına ilgi göstermiştir. Örneğin hurufi dervişleri padişahın isteği ile sarayda kalıyor ve padişah ile tartışıyorlardı. Ama bu durum sadrazam Mahmud Paşa’nın hoşuna gitmez ve bunu Edirne müftüsüne anlatarak çare bulmasını ister. Bunun üzerine müftü saraya gelerek hurufilerle tartışır sonra onları saraydan çıkarttırır ve yakılarak öldürülmelerini sağlar. Fatih, İstanbul’un alınmasından sonra Hıristiyanlık dini ile de ilgilenir ve o sırada Patrik olan Gennadios’u saraya tartışmaya çağırır, daha sonara Gennadios’tan anlattıklarını yazmasını ister.

İstanbul’un fethinden hemen sonra Ayasofya medrese olarak kullanılmaya başlanmış daha sonra Fatih medresesi tamamlanmıştır. Dönemin en önemli matematik ve astronomi bilgini Ali Kuşçu’dur. Aslında Akkoyunlu Uzun Hasan’a hizmet etmekte olan Ali Kuşçu Fatih’in isteği üzerine İstanbul’a gelmeyi kabul etmiştir. Diğer önemli bilgin matematikçi Yusuf Sinan Paşadır. 1476 yılında padişahın gazabına uğrayan Sinan Paşa hepse atılır. Ama bunun üzerine ulema harekete geçer ve padişaha Sinan Paşa serbest bırakılmadığı takdirde kitaplarını yakarak ülkeyi terk edeceklerini bildirirler. Bunun üzerine Sinan Paşa hapisten çıkarılır ve Sivrihisar’a müderris olarak sürülür.

Ayrıca bu dönemde yapılan mimari eserlerle klasik Osmanlı mimarisinin başladığı kabul edilmektedir.


II. Mehmet Dönemi Belli Başlı Siyasi Olayları (1451- 1481)

1453 İstanbul’un fethi
1456 İmroz, Taşoz, Bozcaada, Semendrek ve Limni adalarının fethi
1458 Atina’nın fethi
1459 Sırbistan’ın fethi
1460 Mora’nın fethi, Rum despotluklarının ortadan kaldırılışı.
1461 Amasra, Sinop ve Trabzon’un fethi ve Trabzon Rum İmparatorluğu’nun yıkılışı
1462 Eflak'ın özerk bir beylik olarak Osmanlılara bağlanması
1462 Topkapı Sarayı inşaatının başlaması
1462 Midilli adasının fethi
1463 Boğdan'ın özerk bir beylik olarak Osmanlılara bağlanması
1466 Konya ve Karaman’ın fethi
1463 Osmanlıların Bosna’ya sefere çıkmaları
1463 Osmanlı-Venedik Savaşı’nın başlaması
1466 Konya ve Karaman’ın fethi
1470 Eğriboz adasının fethi
1473 Akkoyunluların Otlukbeli Savaşı’nda yenilmeleri
1476 Boğdan’ın Osmanlılara bağlanması
1475 Kırım’ın Fethi
1478 Kırım’ın Osmanlılara bağlanması
1479 Osmanlı- Venedik Antlaşması
1479 Kefalonya, Zanta ve Ayamavra adalarının fethi
1480 Otranto’nun alınması ve Osmanlıların İtalyan yarımadasına girişleri


Yukarıdaki metni aşağıdaki soruları yanıtlayarak çözümleyiniz 

1- İstanbul’un fethi ne gibi önemli sonuçlara yol açmış olabilir?

2- Fatih, İstanbul ele geçirildikten sonra bu şehre yönelik nasıl bir siyaset izlemiştir?

3- Ege ve Karadeniz’de Fatih döneminde nereleri ele geçirilmiştir, ulaşılmak istenen amacı tahmin edebiliyor musunuz?

4- Osmanlı-Venedik çatışması nasıl sonuçlanmıştır? Karşılıklı verilen tavizleri düşünerek bu antlaşmaya her iki tarafı da götüren nedenleri düşününüz?

5- Balkanlarda nereleri ele geçirilmiştir, Fatih’in Balkanlardaki hedefi konusunda neler söyleyebiliriz?

6- Fatih’in Anadolu politikasını metinden yola çıkarak açıklamaya çalışınız.

7- Osmanlı saray sisteminin nasıl işlediğini metinden yola çıkarak açıklamaya çalışınız.

8-  Fatih mutlak otoritesini (diğer padişahlardan daha belirgin bir şekilde) hangi siyasetleri izleyerek ve uygulamalarda bulunarak arttırmıştır?

Kaynaklar
Türkiye Tarihi, cilt 2, Cem Yayınevi
Osmanlı Tarihi, İ. H. Uzunçarşılı, Cilt 1, TTK Yayınları
AnaBritannica, ilgili maddeler
Büyük Osmanlı Tarihi, Hammer, Cilt 3, İlgi Yayınevi
Bizans Sarayları: http://arkeopolis.com/istanbuldaki-bizans-saraylari/


EmoticonEmoticon